
DİRENİŞ ile YAŞAMAK
Ölüm ki bir şah damarı kadar yakın bize, yakınılması gereken değil bu mesele. Asıl, ruhunun parçalanması her saniye, bir terk ediş var bu insanları kaderine…!”
“ Ey! Toprak altına girmiş olan o aciz can, sen hala gelmemiş vaktin san. Lakin sen çoktan girdin o toprağın altına, kendini zulme sessizleştirdiğin an…!”
Evvela, bu devirde çok zor olmamalı, insanın kendisini başkasının yerine koyması. Ancak görüyoruz ki zor! Zor ki bu denli sessizleşiyoruz, zor ki susuyoruz onca vahşete. Bazen geriliyoruz çünkü var bizi bağlayan vicdanın ipleri, çok sebep var diken diken ediyor tüyleri!
Bazen öyle bir an oluveriyor ki, acımasızlığın kalıntılarını bırakıyorlar Filistin topraklarına. Savaş değil, katliamın kitabını yazıyorlar. Yazılan bu kitapta şehit çocuklar baş kahraman oluyor, bebeklerini geride bırakıp canını feda eden anneler, babalar oluyor. Sayfalardaki mürekkebi kanlar üstleniyor, bize de betimleme ve tasvirler ile acı çığlıkları sunuluyor…!
Bana sorarsanız, kuru bir toprağın üzerinde taze tohumlar bırakıyorlar. Gelecek olan neslin onlara merhamet edeceklerini var sayıyorlar. Ancak biz müslümanlarda sadece insana merhamet edilir, vahşete sebebiyet veren bir caniye değil!
Çünkü biliyoruz ki, hiçbir ölümlü yaşattığını yaşamadan ölmez. Allah’ın adaletinden asla ümit kesilmez…!
Söz bize kapılarını açsın, yine acımızı, nefretimizi bırakalım edebiyatın ahenkli kollarına;
“ Uyanmalı insan, açmalı gözünü bu soykırıma! Öldürmenin, katliam yapmanın hak olmadığına, suallere verilecek bir cevap varsa; o da olmalı, son vermeli bu acımasız senaryoya…!”
“ Ancak biz açtık elimizi göğe, sığındık bu çaresizliğe gelecek olan o çareye. Biz de inanıyoruz olacak birgün;
Esameleri bile kalmayacak geriye…!”
Diliyorum ki son bulsun artık bu dava, barış ile yeşillenmesi gereken bu dünyaya haksızlık yapılırken, saklanmayınız sükunetinizin arkasına. Hiç değilse kelimelerinizin gücü ile çınlatın kulakları, istikrar ve kararlılığınız ile yıkın o duvarları…!







