
Asıl Soruyu Atlıyoruz
Bugün aile ve evlilik üzerine konuşurken çoğu zaman sonuçları tartışıyoruz. Boşanmalar, çatışmalar, kopuşlar… Ama asıl soruyu ısrarla atlıyoruz:
“Biz duygusu ne zaman kayboldu, ‘ben’ duygusu ne zaman her şeyin önüne geçti?”
Bir toplumda “biz” zayıfladığında, bunun ilk yansıdığı yer ailedir. Çünkü aile, bireyselliğin değil, ortaklığın kurulduğu yerdir. Ancak bugün ilişkilerde ortaklık değil, karşı karşıya gelme hâkim. Herkes kendi sınırını, kendi konforunu, kendi mutluluğunu koruma derdinde. Ortak alan ise giderek daralıyor.
“Ben” duygusu elbette gereklidir. Kişinin kendini tanıması, sınır koyabilmesi sağlıklıdır.
Sorun, “ben”in tek referans noktası haline gelmesidir. Evlilikte artık şu cümleler sık duyuluyor: “Ben böyle hissediyorum”, “Ben bunu istemiyorum”, “Benim için zor.” Peki ya “biz”? O nereye kayboldu?
“Biz” duygusu; sorumluluk almayı, fedakârlığı ve birlikte düşünmeyi gerektirir. Bugün ise sorumluluk bireysel değil, karşı tarafa ait görülüyor. Fedakârlık neredeyse bir kayıp gibi algılanıyor. Oysa aile, iki ayrı “ben”in yan yana durması değil; birlikte taşınan bir hayattır.
Bu dönüşümle birlikte sabır da zayıfladı. Çünkü “biz” için sabretmek anlamlıdır, “ben” için ise gereksiz görünür. En küçük krizler, “kendim için en doğrusu bu” cümlesiyle meşrulaştırılıyor.
Haklılık, birlikteliğin önüne geçiyor.
Saygı ve sözün kıymeti de bu noktada aşınıyor. “Benim gerçeğim” kutsallaştıkça, ortak değerler geri plana itiliyor. Oysa aile, bireysel doğrularla değil, paylaşılan ilkelerle ayakta kalır.
Bugün yaşadığımız şey, aile kurumunun zayıflaması değil; “biz” duygusunun terk edilmesidir.
Evlilikler bu yüzden yoruluyor, çocuklar bu yüzden güvensizlik hissiyle büyüyor, insanlar bu yüzden aynı evde yalnız kalıyor.
Asıl soru hâlâ orada duruyor:
“Ben”i bu kadar büyütürken, “biz”i ne zaman ihmal ettik?
Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey şu:
Aile, bireyselliği yok etmek için değil; birlikte güçlenmek için vardır.







