
Kıyafetle Zorbalık
Bir aile ve evlilik danışmanı olarak son yıllarda okullarla ilgili en sık duyduğum cümle şu:
“Çocuğum okula gitmek istemiyor.”
Sebep çoğu zaman geç söyleniyor. Önce karın ağrısı başlıyor. Sabahları isteksizlik artıyor. Ders başarısı düşüyor. İçine kapanma başlıyor. Sonra bir gün gerçek çıkıyor ortaya:
“Kıyafetimle dalga geçiyorlar.”
Belki ayakkabısı markalı değil.
Belki montu geçen seneden kalma.
Belki aynı kazak haftada iki kez giyiliyor.
Ama mesele kıyafet değil.
Mesele aşağılanma.
Akran zorbalığı denildiğinde çoğu kişi fiziksel şiddeti düşünür. Oysa zorbalığın en yaygın ve en yıkıcı türü psikolojik olanıdır. Alay etmek, küçümsemek, lakap takmak, grupla dışlamak…
Bunların her biri sistematik bir baskıdır.
Ergenlik dönemi, kimlik inşasının en hassas evresidir. Genç birey ait olmak ister. Kabul görmek ister. Farklı olmak değil, dışlanmamak ister.
Tam da bu dönemde görünüş üzerinden yapılan saldırılar, benlik algısına doğrudan zarar verir.
Şunu açıkça söylemek gerekir:
Kıyafetle dalga geçmek “çocukça” değildir.
Bu bir güç gösterisidir.
Zorbalık yapan çocuk çoğu zaman üstünlük kurarak değer kazanmaya çalışır. Çünkü sistem ona şunu öğretmiştir: Görünüş önemlidir. Marka statüdür. Sahip oldukların seni güçlü yapar.
Peki bu dili çocuklar nereden öğreniyor?
Evde başkalarının kıyafeti yorumlanıyorsa…
Televizyonda “iyi görünmek” başarıyla eşleştiriliyorsa…
Sosyal medya sürekli bir vitrin kültürü üretiyorsa…
Çocuk insanı değil, etiketi görmeyi öğrenir.
Danışmanlık sürecinde şunu gözlemliyorum:
Kıyafet üzerinden zorbalığa maruz kalan çocuklarda özgüven kaybı belirginleşiyor. Okuldan soğuma başlıyor. Sosyal geri çekilme artıyor. Bazıları ise tam tersine, incinmemek için sertleşiyor.
Böylece zorbalık zinciri kırılmak yerine devam ediyor.
Unutmayalım:
Bir çocuğun kendini değersiz hissetmesi için bazen tek bir cümle yeterlidir.
Burada en büyük sorumluluk yetişkinlere düşüyor. Okulların açık zorbalık politikaları olmalı. Rehberlik birimleri önleyici çalışmalar yapmalı. Empati eğitimi sistemli biçimde verilmelidir.
Ama en önemlisi aile…
Çocuğa şu mesaj verilmelidir:
“Değerin giydiğinle ölçülmez.”
“Başkalarını küçülterek büyüyemezsin.”
“Gerçek güç, merhamettir.”
Bir sınıfta marka konuşuluyorsa ama merhamet konuşulmuyorsa, orada eksik bir şey vardır.
Kıyafetle zorbalık küçük bir mesele gibi görülebilir. Ama küçük görülen şeyler, çocukların iç dünyasında büyük yaralar bırakır.
Ve unutmayalım…
Çocukların üzerinde ne olduğu değil, kalplerinde ne büyüttüğümüz önemlidir.







