Köşe Yazıları

Bir Dil, Üç Harf: nbr

“nbr” bir soru değildir aslında. Ne hâl hatır sormayı tam karşılar ne de gerçek bir merakı.

Daha çok yoklama gibidir; orada mısın, cevap verecek misin, hâlâ çevrim içi miyiz?

Dilin en kısa hâliyle, en az sorumluluk alan biçimi.

Bugün gençlerin Türkçeyle kurduğu ilişkinin özeti belki de bu üç harfte gizli. Kırık değil, kopuk hiç değil; ama kısaltılmış.

Kelimeler hâlâ var, cümleler hâlâ kuruluyor ama anlam sürekli tasarrufa gidiyor. Sanki dil de ekonomi politikalarına uymuş: Az kelimeyle çok şey anlatma iddiası.

Ne var ki çoğu zaman anlatılan şey azalıyor, kalan yalnızca hız oluyor.

“slm”, “nbr”, “tm”, “ok”. Bunlar birer suç unsuru değil. Dil tarihinde kısaltmalar yeni değil; mektuplarda, telgraflarda da vardı.

Asıl fark şu: O dönemlerde kısaltmalar zorunluluktan, bugün ise alışkanlıktan doğuyor. Zorunluluk dili korur; alışkanlık ise gevşetir.

Bir cümleyi tam kurmak artık “fazla” sayılıyor. Nokta koymak sert, virgül gereksiz, uzun cümleler ise “kasmak”. Oysa dil, rahat olmak için değil; anlaşılmak için vardır.

Anlaşılma derdi azaldığında, kelimeler de hafifler. Hafifleyen kelimeler duyguyu taşıyamaz.

“Tamam” demekle “tm” yazmak arasında gramer farkı yoktur; ama ton farkı vardır. “Görüşürüz” ile “grşrz” aynı kapıya çıkmaz. Kısaltma, cümleyi değil, duyguyu törpüler. Sonra da herkes aynı şeyden şikâyet eder: Kimse kimseyi anlamıyor.

Burada kolaycı bir “gençler Türkçeyi bozuyor” cümlesine sığınmak cazip ama yanlış.

Gençler dili bozmaz; dili kullandıkları hızla dönüştürürler. Asıl mesele, bu dönüşümün okuma alışkanlığından kopuk ilerlemesi. Çünkü okunmayan bir dil, kendi kelimelerini üretmekte zorlanır. Kelime üretilemeyince, kısaltma çoğalır. Kısaltma çoğaldıkça ifade daralır.

Şüpheyle bakmak gerekiyor: Gerçekten zamanımız mı yok, yoksa kelimelere ayıracak sabrımız mı?

Bir mesajı kısa yazmak zaman kazandırıyor olabilir; ama düşünmeden yazmak, uzun vadede anlam kaybettiriyor. Dil düşüncenin taşıyıcısıdır. Taşıyıcı zayıfladığında, düşünce de yere yakın ilerler.

Edebiyat bize şunu öğretir: İnsan derdi uzun cümlelidir. Sevinç bile bazen açıklama ister, acı ise neredeyse her zaman. “nbr” ile yoklayabiliriz ama anlatamayız.

Bir noktadan sonra kısaltmalar yetmez. Emoji de yetmez. Sessizlik başlar.

Bu yazı, eski Türkçe özlemiyle yazılmadı. Dilin değişmesine karşı değil; anlamdan vazgeçilmesine karşı.

Sosyal medya dili bir lehçe olabilir, hatta yaratıcı da olabilir. Ama ana dilin yerine geçtiğinde, düşünceyi tek tipleştirir.

Aynı kelimelerle sevinen, aynı kelimelerle öfkelenen, aynı kelimelerle susan bir kalabalık oluşur.
Türkçe unutulmuyor belki.

Ama okunmadıkça, yazılmadıkça, özen gösterilmedikçe eksiliyor. Her eksilen kelimeyle bir duygu, bir ihtimal, bir düşünce daha kayboluyor.

Günün sonunda geriye kalan şey hız oluyor; ama hız, anlamın yerini tutmuyor.

Belki de yeniden sormak gerekiyor: “nbr” yazmak kolay, peki gerçekten ne var?

Cevabı üç harfe sığmayan bir dilimiz hâlâ var. Onu kısaltmadan kullanmak ise hâlâ bizim elimizde.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu