
Bu Enkaz Ne Beton Ne Demir
6 Şubat 2023’ün dehşeti hâlâ Türkiye’nin hem coğrafyasında hem de insanlarında hissediliyor. Resmî raporlara göre, 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki iki büyük depremde 53.537 kişi hayatını kaybetti, on binlercesi yaralandı, yüz binlerce bina yıkıldı ya da ağır hasar aldı.
Etki alanı yalnızca bir-iki şehirle sınırlı kalmadı; 11 ilde milyonlarca insan doğrudan etkilendi, çevre illerde de sarsıntılarla toplumun güven duygusu derinden zedelendi.
Bu rakamlar, bir felaketin büyüklüğünü gösterir.
Ama gerçek enkaz, rakamların çok ötesinde:
İnsanların psikolojisinde, ilişkilerinde, aile bağlarında.
Üzerinden Zaman Geçti Ama Etki Kalıcı
Yıllar geçmesine rağmen resmî hedeflere rağmen pek çok aile hâlâ geçici barınaklarda yaşıyor. Binlerce kişi konteyner kentlerde, geçici barınma alanlarında yaşamını sürdürüyor; borç, işsizlik, belirsizlik hâlâ yaşamın parçası. Birleşmiş Milletler ve yardım örgütleri, yüz binlerce kişinin hâlâ kalıcı barınma ve istikrarlı gelir bulmakta zorlandığını bildiriyor.
Bir aile ve evlilik danışmanı olarak, bu verilerin, dışarıdan bakıldığında “normalleşme” olarak algılanan sürecin içsel olarak ne denli kırılgan olduğunu maskeler gibi olduğunu görüyorum.
Psikolojik İzler Ergonomiden Daha Derin
Yıllar sonra yapılan akademik çalışmalarda, depremi doğrudan yaşamış bireylerin büyük çoğunluğunda travma sonrası stres belirtileri, uykusuzluk ve yoğun kaygı görüldüğü saptandı. Fiziksel yaralanma veya yakınını kaybetmiş olmak, bu psikolojik etkiyi artıran güçlü faktörlerden biri olarak ortaya çıkıyor.
Çocuklar ve ergenler üzerinde yapılan araştırmalar; korku, ölüm kaygısı, davranış değişiklikleri, uyku problemleri, ayrılma endişesi ve öğrenme motivasyonunda düşüş gibi etkilerin yaygın olduğunu gösteriyor. Bu yaş grubunda travma sonrası büyüme kadar travmatik izler de inceleniyor.
Üstelik travmatik etkiler yalnızca depremi doğrudan yaşayanlarla sınırlı değil. Havada kalan belirsizlik, ayrımcı iyileşme süreçleri ve uzun süreli ekonomik geri kalma, psikolojik sağlığı tüm ülke genelinde etkiliyor.
Aile İlişkilerinde Sarsıntı
Travma, bireysel psikolojiyi etkilemekle kalmaz; ilişkileri de dönüştürür:
Güven ihtiyacı artar – kendini ve sevdiklerini koruma isteği yoğunlaşır.
İletişim zorlaşır – korku paylaşılmak yerine bastırılır, bu da ev içi gerginliği artırır.
Kaygı nesilden nesile taşınır – çocuklar yetişkinlerin tepkilerini alır ve içselleştirir.
Araştırmalar, toplumun genelinde özellikle kadınların, erkeklere göre daha yoğun psikolojik etki yaşadığını, depresyon, anksiyete ve stres belirtilerinin daha yaygın olduğunu gösteriyor. Ayrıca süregelen belirsizlik, kadınların temel ihtiyaçlara erişimi ve sağlık hizmetlerinden yararlanma konularında ek zorluklara yol açmış durumda.
Bu içsel travmalar, çoğu zaman duygusal bağlarda sessiz ama derin çatlaklar bırakır. İlişkiler “dışarıdan normal” görünse bile içeriden kırılganlaşır – çünkü konuşulamayan korkular, paylaşılmayan kayıplar, kendi kendine saklanan yaslar vardır.
Enkaz Bazı Zamanlar İçte Kalmaya Devam Ediyor
Resmî raporlar “enkaz kaldırıldı” derken, birçok aile için süreç hâlâ devam ediyor:
Güven duygusunu yeniden inşa etmek
Geleceğe dair umut ve motivasyon bulmak
Kaybedilenlerle yüzleşmek
Yeni düzen kurmak
Toplumun bir kısmı artık “normal” yaşantıya geri döndüğünü söylerken, çok sayıda insan hâlâ o sabahın içindedir. Bu, dışarıdan görünmeyen bir enkazdır; betonla ölçülemez ama yüreklerde somut şekilde hissedilir.
Sonuç Olarak
Depremin fiziki enkazı kaldırılmış olabilir.
Ama insan ruhunda, aile bağlarında, ilişkilerde, çocukların dünyasında görünmeyen uzun vadeli etkiler hâlâ duruyor.
Ve bu etkiler, sadece rakamlarla değil,
insanların günlük yaşamında, ilişkilerde, paylaşılan ve paylaşılmayan korkularda ortaya çıkıyor.
Çünkü enkaz sadece beton değil,
unutulmayan duygular, söylenemeyen sözler ve birlikte yeniden büyüme ihtiyacıdır.







