
Bir Çocuğu Kurtarmak İçin Bazen Sadece Dinlemek Yeter
Çocuklar her zaman bağırarak yardım istemez.
Bazen susarak isterler.
Bazen gözlerini kaçırarak…
Bazen “önemli değil” diyerek…
Biz ise çoğu zaman duymak yerine düzeltmeye, dinlemek yerine öğüt vermeye çalışırız.
“Abartıyorsun.”
“Takma kafana.”
“Sen de karşılık verseydin.”
“Hayat böyle.”
Bu cümleler iyi niyetlidir belki ama bir çocuğun dünyasında şunu söyler:
“Seni duymuyorum.”
Oysa bir çocuk anlatıyorsa, cesurdur.
Bir çocuk anlatıyorsa, bir yerden tutunmaya çalışıyordur.
Bir çocuk anlatıyorsa, henüz geç kalınmamıştır.
Akran zorbalığı yaşayan, okulda dışlanan, evde anlaşılmadığını hisseden çocuklar çoğu zaman çözüm değil, anlaşılmak ister. Onlara akıl vermemizi değil, yanlarında durmamızı beklerler.
Dinlemek;
– Araya girmeden
– Yargılamadan
– “Ben olsam” demeden
– Sonunu bağlamak zorunda hissetmeden
Sadece dinlemektir.
Bir öğretmenin teneffüste “Bir şeyin var mı?” diye sorması,
Bir velinin akşam telefonsuz beş dakika ayırması,
Bir yetişkinin göz hizasına inip “Seni anlıyorum” demesi…
Bazen bir çocuğun hayatındaki en güçlü müdahaledir.
Çocuklar çoğu zaman sorunlarını yetişkin mantığıyla anlatamaz. Ama bedenleri anlatır, davranışları anlatır. Ani öfke patlamaları, içe kapanma, ders başarısında düşüş, okuldan kaçma isteği…
Bunların hiçbiri “şımarıklık” değildir. Bunlar birer sinyaldir.
Biz o sinyalleri susturmaya çalışırsak, çocuklar bir süre sonra tamamen susar.
Ve işte asıl tehlike o zaman başlar.
Bir çocuğu kurtarmak bazen büyük projeler, pahalı çözümler, uzun konuşmalar gerektirmez.
Bazen sadece gerçek bir dinleyici yeter.
Çünkü dinlenen çocuk yalnız değildir.
Anlaşılan çocuk güçlenir.
Güçlenen çocuk ise zarar vermez, zarar görmez.
Çocuklara daha çok nasihat değil, daha çok kulak verelim.
Belki de en çok buna ihtiyaçları var.
Eğitim Koçu
Betül Mülayim Taşkıran







