Köşe Yazıları

Ramazan Tartışması ve Görmezden Gelinen Çifte Standart

Son dönemde okullarda uygulanmaya başlanan Ramazan temalı etkinlikler, beklenenden çok daha büyük tartışmalara yol açtı. Henüz yaygınlaşma aşamasında olan, sınırlı sayıda okulda gerçekleştirilen bu uygulamalar, bazı çevreler tarafından sert biçimde eleştirildi.

“Laikliğe aykırı”, “çocuklara dini baskı yapılıyor”, “okul tarafsızlığını kaybediyor” gibi söylemlerle Ramazan etkinlikleri adeta bir tehdit unsuru gibi sunuldu.

Oysa burada dikkat çekici bir ayrıntı var: Ramazan etkinlikleri köklü ve yerleşik bir uygulama değil.

Aksine, son yıllarda ortaya çıkan, daha çok kültürel ve ahlaki değerleri tanıtmayı amaçlayan yeni bir eğitim yaklaşımıdır. Buna rağmen, bu uygulamalar daha filizlenmeden hedef haline getirilmiştir.

Aynı okullarda yıllardır düzenlenen Cadılar Bayramı gibi Batı kökenli etkinlikler ise neredeyse hiçbir tartışmaya konu olmamaktadır. Sınıflar süslenmekte, öğrenciler kostümler giymekte, çeşitli eğlenceler düzenlenmektedir.

Bu etkinlikler “çağdaşlık”, “evrensellik” ve “küresel kültüre uyum” gibi kavramlarla meşrulaştırılmaktadır.

Kimse çıkıp “Bu etkinlik bizim kültürümüzle ne kadar örtüşüyor?” ya da “Çocukların değer dünyasını nasıl etkiliyor?” sorusunu sormamaktadır.

İşte tam da bu noktada ciddi bir çelişki ortaya çıkmaktadır.

Eğer mesele gerçekten laiklik, tarafsızlık ve pedagojik hassasiyet olsaydı, bu hassasiyet bütün etkinlikler için geçerli olurdu. Sadece Ramazan söz konusu olduğunda ortaya çıkan bu duyarlılık, samimi bir kaygıdan çok ideolojik bir refleksi andırmaktadır.

Ramazan etkinliklerinin içeriğine bakıldığında, bu uygulamaların büyük ölçüde dini bir yönlendirmeden ziyade ahlaki ve toplumsal değerleri öne çıkardığı görülmektedir.

Paylaşma bilinci, yardımlaşma kampanyaları, ihtiyaç sahiplerine destek, empati geliştirme çalışmaları, sabır ve hoşgörü temalı etkinlikler…

Bunların hangisi evrensel eğitim ilkelerine aykırıdır?

Hiçbiri.

Aksine, modern eğitim anlayışının temel hedeflerinden biri, öğrencilerin sadece akademik olarak değil, aynı zamanda ahlaki ve sosyal yönden de gelişmesini sağlamaktır.

Toplum bilinci, sorumluluk duygusu ve dayanışma kültürü, sağlıklı bireyler yetiştirmenin vazgeçilmez unsurlarıdır. Ramazan etkinlikleri de tam olarak bu noktaya katkı sunmaktadır.

Buna rağmen bazı kesimler, bu uygulamaları doğrudan “dini dayatma” olarak etiketlemektedir.

Oysa etkinliklerin büyük çoğunluğu gönüllülük esasına dayanmakta, öğrenciler üzerinde herhangi bir zorlayıcı unsur barındırmamaktadır. Asıl sorun, etkinliğin biçiminde değil, temsil ettiği kültürel kimliktedir.

Bu tartışma bize şunu göstermektedir: Toplumun bir kesimi, yerli ve manevi değerlere mesafeli durmayı modernlik olarak görmektedir.

Kendi kültürüne ait unsurlar görünür hale geldiğinde rahatsızlık duymakta, ancak yabancı kültürel unsurlar karşısında aynı refleksi göstermemektedir.

Bu durum, bir özgüven problemine işaret etmektedir.

Kendi değerlerinden çekinen, onları kamusal alanda görmekten rahatsız olan bir toplumun sağlıklı bir kültürel denge kurması mümkün değildir.

Gerçek çağdaşlık, kendi kimliğini inkâr etmek değil; onu özgüvenle taşıyabilmektir. Başka kültürlere saygı göstermek, kendi kültürünü yok saymak anlamına gelmez.

Okullar, sadece bilgi aktarılan kurumlar değildir.

Aynı zamanda kültürün, değerlerin ve toplumsal hafızanın aktarıldığı mekânlardır.

Eğer çocuklar kendi toplumlarının manevi ve kültürel birikimini tanımadan yetişirse, aidiyet duygusu zayıf, kimlik bilinci sorunlu bireyler ortaya çıkar.

Bu nedenle mesele Ramazan etkinliği yapılıp yapılmaması meselesi değildir. Asıl mesele, hangi değerlerin kamusal alanda meşru görüldüğü, hangilerinin sürekli tartışmaya açıldığıdır.

Ramazan söz konusu olduğunda hassasiyet gösterip, Cadılar Bayramı’nda sessiz kalan bir anlayış, tutarlı değildir. Bu tutum, tarafsızlık değil, seçici bir duyarlılıktır.

Gerçek tarafsızlık; bütün kültürel ve sosyal etkinliklere aynı ölçüyle yaklaşabilmektir.

Gerçek özgürlük; toplumun kendi değerlerini korkmadan yaşayabilmesidir. Gerçek çağdaşlık ise; köklerinden kopmadan dünyayla ilişki kurabilmektir.

Bugün okullarda Ramazan etkinliklerine karşı çıkanların, bu çelişkiyi samimiyetle sorgulaması gerekmektedir.

Aksi halde bu tartışmalar, eğitim üzerinden yürütülen bir kültürel mücadeleden öteye geçmeyecektir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu