Köşe Yazıları

Kuvvetli Hakikat

İnsanoğlunun var olması ile beraber büyük bir toprak parçası üzerinde yaşamaya başladık. Hayvanlar ve bitkilerle daha da kalabalıklaştık, farklı farklı soylardan gelip kültürlerimizi yaşatmaya çalıştık.

Lakin yaşarken insanı insan yapan yani bizi tamamlayan bazı haklarımızın olduğunu yeni yeni, medeniyetleşince kavramaya başladık.

Bireysel olarak düşünürsek insanın doğduğundan itibaren, daha annesinin karnında başlayan yaşam ile aslında ilk başta yaşama hakkına sahip olduğunu anlayabiliriz.

Doğduktan sonra anlarız ki sadece yaşama hakkı değil, yaşımız arttıkça da haklarımız çoğalıyor ve resmi olarak üstüne bastığımız toprağın vatandaşı sayılıyoruz.

Yani hiç değilse bunu biz insanlar bu şekilde devam ettiriyoruz.

Peki sizi bu hayatın delili yapan, arkanızda dağ gibi durup kişisel kimliklerinize bürünmenizi sağlayan o haklar elinizden zorla alınsaydı, yine aynı toprağın vatandaşı sayılabilecek miydiniz?

Ya da üzerinde yaşadığınız o yeryüzüne haklarınız olmadan adım attığınızı düşünün!

Ne kadarda zor ve acı bir durum böyle!

Mantıklı bir insanın, başkasının hakkını ele geçirme girişiminde bulunması imkansız olacağı için böyle bir eylemi ancak kalbi ve beyninin kendisi için önemi olmayan insanlar yapabilirdi.

Ya da insan sandığımız yaratıklar mı demeliydim?

Sırf daha fazla toprak için hak ihlal eden caniler demek daha mı uygun olurdu?

Doğru söze ne hacet! Olan da ortada, öldüren de ortada!

Çocukların attığı çığlığı, annelerin ve babaların tereddüt etmeden evlatlarından ayrılırken son kez besledikleri umudu ayrıca imanlarının kurşun ile delinmesine izin vermeyen insanların sesleri; anlayanlar için çok yüksekti.

Ama anlayan için!

Kulaklarını bir an olsun kalplerine dayamış kişiler için!

Ey insanoğlu aç gözünü, aç kulağını!

Küçük masum bir bedeni dahi paramparça etmeye hazır olan bir vahşetten bahsediyoruz!

Devran döner, yaşama hakkın elinden alınmaya çalışırsa bu sefer yardım çığlıklarınla sen inletirsin semayı! Elin kolun bağlı destek beklersin çevrenden.

Oysa şimdi Filistin’e baktığımız da bazı meseleleri anlamak çokta zor değil. Biz zannediyoruz ki savaş dediğin olay silahla olur.

Hayır!

Burada imanları ile yıkılmak bilmeyen, şehadet parmaklarının ruh bedenden ayrılsa dahi inmeyen, canını hatta canının parçası olan yavrularını tereddüt etmeden Allah için verip imanları ile savaşan bir millet ve karşısında ellerinde manevî bir güç olmayan, silah adı verdikleri yıkıcı araçla savaşan millet!

Söyle bana, hangisi daha ağır basıyor?

Hangisi daha korkusuz?

Ya da hangisi çoktan yaşama hakkından vazgeçmiş?

İman ile savaşan şehitlerin kanı toprakla buluşup çoktan bitkilerin köklerine tadını vermişti. Bu yüzdendi belki Filistin de renkli çiçek açmıyordu.

Düşününce, haklar bir yana dursun karşı tarafa insan dışı bir muamele yapılıyordu.

Kendilerini üstün görerek eşitlik ve özgürlük haklarını kısıtlıyorlardı, hiçbir insanın fikirlerini söylemelerini izin vermeyerek düşünce ve ifade özgürlüğünün önünü kapatıyorlardı, insanları dinlerinden dolayı bombalayıp parçalara ayırıyorlardı yani dini vecibelerini yerine getirme hürriyetini kullanmalarına izin vermiyorlardı, sayısız öldürülme vakası ile de işkence görmeme ve öldürülmeme haklarını sömürüyorlardı.

Bu insanlar hakları olduğu evlerinde dahi barınamıyorlardı, ailecek rahat yemek yiyemiyorlardı, tatlı bir uykuda güzel bir rüyanın baş karakteri olmaları gerekirken silahların ilk hedefleri oluyorlardı!

Tabi detaylı bakınca bu insanlar canlarını ortaya koymuş, haklarını çok da arayamıyorlardı artık.

 Çünkü insan haklarının temelinde özgürlük vardır. Tutsaklık değil! Şuan çıkıp da ölüm kokan atmosferdeki bireylerin cansız bedenleri ile hak davası yapamazsınız belki ama arkalarından haklarını arayacağımızı söyleyebilirsiniz.

Bazen öyle anlar olur ki kendimizi unuturuz, hatta karşı tarafın sergilediği performans bizi dahi utandırır.

Ne büyük ve güçlü bir iman duygusu bu böyle, deriz!

İşte Allah ne yapması gerektiğini herkesten daha iyi biliyor. Hangi toprak parçasını kime emanet edeceğini de iyi biliyor.

Öyle ki Allah’ın verdiği canı, emanet ettiğine feda edebiliyor Filistinliler.

Kendisinin, eşinin hatta çocuğunun şehit olacağını anlayan bir annenin hiç pes etmeden elinden Kur’an’ı, dilinden Allah’ın kelamını eksik etmeyen bir kadının elinde bu topraklar!

Vücutları oradan ayrılsa ne anlama gelir sanki, ruhları burada birer fidan gibi tekrardan güç alacak!

Rüzgar tek onların ayak izlerini yok etmeyecek ve güneş sadece onların arkada bıraktıklarını aydınlatacak. Tüm bu bileşenler ellerinden zorla alınan hakların tekrardan doğmasına neden olacak.

Gün gelecek zafer sadece hayatta kalmayı başarmışlar için değil ruhu Kudüs’ün çevresinde dolaşan tüm şehitler için kutlanacak…

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu