Köşe Yazıları

Üç Çiftten Biri Neden Ayrılıyor?

Bir aile danışmanı olarak karşıma gelen çiftlerin hikâyelerinde hep benzer bir tablo var: Başlangıçta umutla, heyecanla kurulan birliktelikler, birkaç yıl içinde çatırdamaya başlıyor. Ne yazık ki bu yalnızca kişisel gözlemlerle sınırlı değil; resmi veriler de aynı gerçeği haykırıyor. TÜİK’in 2024 verilerine göre Türkiye’de evlenen çift sayısı 568 bin civarında. Buna karşılık boşanan çift sayısı 187 bini aşmış durumda. Yani neredeyse her üç evlilikten biri boşanmayla sonuçlanıyor. Dahası, boşanmaların büyük kısmı ilk beş yıl içinde yaşanıyor. Bu tablo bize “aşk”ın artık tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.
Peki neden böyle? Öncelikle ekonomik koşulların büyük bir payı var. Artan kiralar, düğün masrafları, yaşamın pahalılığı gençleri evlilikten uzaklaştırıyor. Ev kurmak, bir aile düzeni oturtmak, artık birçok genç için erişilmesi zor bir hayal gibi görünüyor. Bu yüzden evlilik fikri cazibesini kaybediyor. Hatta evlenenler bile, ekonomik sıkıntıların baskısı altında ilişkilerini sürdüremiyor.
İkinci önemli etken, değişen toplumsal roller. Kadınların eğitim ve iş hayatındaki varlığı arttıkça, ilişkilerdeki denge de farklılaşıyor. Eskinin alışılmış cinsiyet rolleri bugün sorgulanıyor. Fakat bu değişim süreci her zaman sağlıklı bir şekilde yönetilmiyor. İletişim eksikliği, empati kuramama ve esneklikten uzak tavırlar, ilişkileri kısa sürede çıkmaza sokuyor.
Üçüncü olarak, iletişim konusundaki eksiklikler boşanmaların en temel nedenlerinden biri. Birçok çift kavga etmeyi biliyor ama konuşmayı, çözüm aramayı, anlaşmazlıkları yönetmeyi bilmiyor. Duygularını paylaşmak yerine suskunluk ya da öfke tercih ediliyor. Böyle olunca sorunlar büyüyor, kopuş kaçınılmaz hale geliyor.
Bunların yanında, sosyal medyanın ve dijital dünyanın etkisi de göz ardı edilemez. Sürekli kıyaslamalar, “daha iyisi var mı” düşüncesi ve dışarıdan gelen müdahaleler, ilişkilerin kırılgan hale gelmesine yol açıyor. Birçok genç, en küçük anlaşmazlıkta çözüm aramak yerine, “ayrılmak” seçeneğini daha kolay görüyor.
Bu tablo karamsar görünebilir ama çözüm imkânsız değil. Öncelikle evlilik öncesi eğitim programları yaygınlaştırılmalı. Çiftlere iletişim, kriz yönetimi, empati gibi temel beceriler kazandırılmalı. Ekonomik açıdan da evlilik ve aile kurmayı kolaylaştıracak destekler sağlanmalı. Boşanma sürecine giren çiftler ise yalnız bırakılmamalı; danışmanlık, psikolojik destek ve arabuluculuk hizmetleri daha erişilebilir hale getirilmeli.
Unutulmamalı ki aile, sadece iki insanın imzasıyla başlayan bir birliktelik değildir. O, bir toplumun kökü, dayanışmanın ve güvenin temelidir. Eğer kökler zayıflarsa, gövde de sallanır. Evlilikler azalıyor, boşanmalar artıyor olabilir; ama doğru adımlar atılırsa aile kurumunu güçlendirmek hâlâ elimizde.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu