
Sivas’ta Ramazan: Soğuğun İçinde Isınan Gönüller
Anadolu’nun kadim şehirlerinden biri olan Sivas, her mevsimde kendine özgü bir güzellik taşır.
Ancak Ramazan ayı geldiğinde bu şehir, sadece sokaklarıyla değil, gönülleriyle de bambaşka bir atmosfere bürünür.
Sert geçen kışların, uzun süren soğukların ardından Ramazan; Sivas’ta adeta bir bahar havası estirir. İnsanların yüzü yumuşar, selamlar çoğalır, sofralar bereketlenir.
Sivas’ta Ramazan, sabahın erken saatlerinde sahur hazırlıklarıyla başlar.
Sessiz sokaklarda yankılanan davul sesi, çocukların heyecanla pencerelere koşmasına vesile olur. Evlerde çaylar demlenir, sofralar kurulur, dualar edilir.
Sahur, sadece yemek yemek değil; ailece bir araya gelmenin, paylaşmanın ve birlikte olmanın en güzel bahanesidir.
Gün içinde şehir, her zamankinden biraz daha sakin olur. İnsanlar birbirine karşı daha anlayışlıdır.
Esnaf, müşterisine daha güler yüzle yaklaşır; sokakta yürüyenler birbirine daha çok selam verir.
Açlığın ve susuzluğun verdiği yorgunluk, yerini sabra ve hoşgörüye bırakır. Çünkü Ramazan, Sivaslı için sadece oruç tutmak değil; kalbini de arındırmaktır.
İftara doğru şehirde ayrı bir telaş başlar. Pide kuyrukları uzar, fırınlardan yayılan sıcak ekmek kokusu sokakları sarar. Evlerde tencereler kaynar, sofralar özenle hazırlanır.
Komşular birbirine tabak uzatır, “Eksik kalmasın” diye kapılar çalınır. Bu paylaşma kültürü, Sivas’ta Ramazan’ın en güzel simgelerinden biridir.
Ezan vakti yaklaştığında, şehir adeta nefesini tutar.
Televizyonlar kapatılır, sofralarda sessizlik olur, herkes duaya yönelir.
İlk hurma, ilk yudum su ve ardından edilen şükür…
İşte o an, Ramazan’ın ruhu en derinden hissedilir.
İftar sonrasında ise Sivas’ın tarihi ve manevi mekânları yeniden canlanır.
Özellikle Sivas Ulu Camii, Buruciye Medresesi ve Şifaiye Medresesi çevresi, teravih namazı için toplanan insanlarla dolup taşar.
Genç, yaşlı, kadın, erkek; herkes aynı safta buluşur. Bu birliktelik, Ramazan’ın en anlamlı tablolarından biridir.
Teravih sonrası yapılan yürüyüşler, çay sohbetleri ve dost meclisleri de Sivas’a özgü Ramazan geleneklerindendir.
Kimi zaman bir dost evinde, kimi zaman bir kahvehanede kurulan muhabbet sofraları; yorgun gönülleri dinlendirir.
İnsanlar dertleşir, güler, geçmiş Ramazanları anar. Bu sohbetler, şehrin manevi dokusunu daha da güçlendirir.
Sivas’ta Ramazan, çocuklar için de unutulmaz bir zaman dilimidir. İlk orucunu tutan çocuklara verilen küçük hediyeler, yapılan teşvikler, aile büyüklerinin duası; onların hafızasında ömür boyu kalacak hatıralar bırakır. Çocuklar bu ayda sabrı, paylaşmayı ve şükretmeyi öğrenir.
Yardımlaşma ve dayanışma, Ramazan’ın Sivas’taki en güçlü yönlerinden biridir. İhtiyaç sahipleri gözetilir, gizlice kapılara bırakılan erzak kolileri, yapılan hayırlar ve verilen fitreler; şehrin vicdanını ayakta tutar.
Kimse kendini yalnız hissetmez. Çünkü bu şehirde Ramazan, “ben” değil “biz” demektir.
Tüm bu güzellikler, Türkiye’nin köklü kültürünü ve manevi mirasını Sivas’ta en saf hâliyle yaşatır. Burada Ramazan; gelenekle modern hayatın, geçmişle geleceğin buluştuğu bir köprüdür.
Sonuç olarak Sivas’ta Ramazan; soğuğun içinde ısınan kalpler, paylaşılan sofralar, edilen dualar ve kurulan gönül bağları demektir. Bu şehirde Ramazan, sadece bir ay değil; bir ruh hâlidir. Her yıl yeniden yaşanan, yeniden öğrenilen ve yeniden hissedilen bir manevi yolculuktur.
Dileğimiz odur ki; Sivas’ın bu güzel Ramazan iklimi, nesilden nesle aktarılsın ve gönüllerimizi her yıl yeniden aydınlatsın.
Betül Mülayim Taşkıran







