
Olgunluğun Deşifresi
İnsanın hayatı olan bakış açısı çok önemli bir mevzu aslında, bakış açısı demek insanın kimliğini oluşturan temel bir yapı taşıdır sonuçta. Zira bir olguya veya duruma nasıl baktığınız sizi siz yapar ve ve bakış açınız ne kadar darsa sınırlarınız o kadar dar, bakış açınız ne kadar genişse sınırlarınızda bir o kadar geniştir ziyadesiyle.
Peki bakış açısının aslında olgunluğu gösterdiğini söylesem?
Ben olgunluğun yaş ile ters orantılı olduğunu düşünenlerdenim, her insan yaşının getirdiği duruşu taşıyamaz ve bu tutarsızlık hem kendisi için hem de çevresi için hiç iyi bir durum değildir. Sonuçta tutarsızlık insanları yavaş yavaş çürütmeyi seven bir kavramdır.
Neticede bununla mücadele etmek de suya yazı yazmaktan farksızdır aslında.
Örneğin; bu tarz bir kişiliğe sahip olan insanlar genellikle bir bildiklerinin her daim olduğunu varsayarlar.
İnsanın anlamlandıramadığı olguların arasından “Bir bildiğim var!” diyerek kaçması; kaybedeceğini anladığı savaşın son saniyelerinde, beyaz bayrak çekmesi gibidir aslında.
Zira başta da vurguladığımız gibi bu devirde olgunluğun yaş ile bir alakası yoktur ve kişinin bakış açısı ne kadar genişse o kadar olgundur. Ve bu uzlaşım öğrenilmesi gereken bir ders değil, anlamlandırılması gereken bir başyapıttır. Bu başyapıta sahip olmak da her kula nasip olan bir özellik değildir. Sonuçta iyi özellikler iyi insanların yoldaşıdır ve bu bilinen bir kuraldır…
Eğer kural bilmezseniz gelişigüzel davranırsınız, olgun olmayan insanların tek özelliği de budur. Mekan fark etmeksizin gelişigüzel davranırlar ve sonuçlarına kendileri değil çevreleri katlanır.
Genellikle manipüle etmeyi silahları olarak kullanmak onların bu konudaki en önemli oyunudur ve onlar için oyunun kazananı olmak her şeyden çok daha önemli bir konudur.
Lakin her kazanan iyi değil her kaybeden de kötü değildir, belli bir yaşa kadar öğrenemediği birçok anlayışı ve saygıyı siz iki kelamla öğretemezsiniz.
Her insan yeryüzünde olduğu süre zarfında bu gibi oyunların kurbanı olabilir, mühim olan durumu erkenden fark edip en az hasarla çözmektir ve hasarın oyunun kurucusunda kalmasını sağlamaktır.
Hayat; insanın karşısına çok fazla şifre çıkartır. Bu şifre bazen bir olay bazen bir olgu bazen de karşısına çıkardığı insanlar olabilir.
Her şifre, olması gereken gibi çok karışıktır ve çözülmek istemez; çözmeye çalışsak da işin içinden çıkılmaz.
Bu, kendi rızamız olmadan girmeye zorlandığımız ve bir daha asla çıkamayacağımızı sandığımız karanlık bir girdaba benzer. Lakin unutulmamalıdır ki; şifre çözülürse ortada ne karışıklığın ne de zorluğun izi kalır, izi oluşturanların sesi bile yankılı gelmeye başlar bir saatten sonra.
İşin sırrı; tek hazları kaostan ve ileri derecede kaygıdan oluşan insanların şifresini çözmeye zaman kaybetmemektir.
Evet, evet doğru olan bu. Onları olduğu yer de bırakmaktır asıl mesele, çok derine dalmamaktır neticede.
Kurcalamamak ve bazen bazı olguları olduğu gibi aynı yerinde bırakmak insanda ferahlık hissi uyandırır. Bu his bazen bazı ilişkiler de üçüncü şahıs rolünü iyi oynamaktan gelir, sonuçta senaryoyu siz yazmıyorsunuz ve kendinize üstlendiğiniz rol çok da dikkat çekmeyecektir.
Bazen sessiz kalarak gözlem yapmak; şifreyi çözmeye çalışmaktan çok daha sağlıklı bir tercihtir. Takdir edersiniz ki tercih yapmanın sırrı da yine olgunluğa kapı açmaktadır…







