
Neyin ve Kimin Yanında Olmalıyız
Evrende, küçük bir gezegende yaşayan canlılar arasında yine küçük bir varlık olarak hayatını sürdüren insan, var olduğu andan itibaren içinde bulunduğu topluluğun ilgi odağı olmuştur. Bu ilgi anne karnından başlayarak bebeklik, çocukluk, yetişkinlik, yaşlılık ve ardından yaşamın son bulduğu vakte kadar devam etmiştir.
Dünya yolculuğu başlayan insan kendi için tanımlanmış yaşam süresince, içinde bulunduğu yerde fiziksel, duygusal, zihinsel anlamda şekillenerek hayatını devam ettirmesi ile birlikte birey olarak diğer varlıklarla ilişkilerini sürdürmektedir.
İlişkileri belirleyen, geliştiren ve devamını sağlayan ise bireyin kendi iradesi ile birlikte iradesini şekillendiren iç ve dış etkenlerle kendini toplum içinde konumlandırır. Bu konumlandırmaya bağlı olarak karakterine göre sürdürdüğü ilişki onu değerli veya değersiz kılar. Buna göre üretir, tüketir, fayda veya zarar sağlar. Ya iyi olur bulunduğu yeri ihya ve inşa eder. Ya da kötü olur bulunduğu yeri imha ve ifsat eder. Tercihine göre çevresini oluşturarak bir dünya görüşü etrafında yaşamaya devam eder.
Öğrenilenler bilgiler, anlatılan hikayeler, görünen cezbedici güzellikler karşısında alması gereken nasibi alamayan insan zamanla kendini müstağni saymaya başlar. Fıtratında var olan ilgi görme duygusunu içselleştiremeyerek farklı bir alana evrilmeye başlar. Nihayetinde bu evrildiği alan onu aslında kendinde olmayan ama kendinden kaynaklı olduğunu düşündüğü enerjisinin yansıması diyebileceğimiz bir güç olgusuna kapılmasını sağlar.
Bir üstünlük duygusu içinde kendisinin farklı olduğu fehimine kapılarak enaniyet dediğimiz benlik, bencillik düşüncesi içinde hareket etmeye başlar. Bu düşünce davranışlarına yansıyınca da kendi yakın çevresinden başlayarak bulunduğu sosyal alanı da içine alacak şekilde bir negatif tablo oluşturur. Kendi elleriyle yaptığı bu tablonun ne kadar itici, dışlayıcı olduğunun farkına varamaz.
Çünkü içindeki ego, onun benlik duygusunu körelttiği için olup bitenlere ve söylenenlere karşı duyarsız hale getirmiştir. Evet bir portre çıkmıştır ortaya ama görünen bu tablodaki resim veya tasvir, insanın içini karartan, soğuk, anlamsız ve estetikten uzak bir görüntüdür.
Bir güç zehirlenmesinin adeta dışa vurumudur. Bu şekilde, sürekli alkışlanan ve her yaptığı düşünülmeden ve yorumlanmadan, sırf bir gücün temsilcisi olduğu için beğenilen onlarca, yüzlerce, binlerce kişinin olması ise çok endişe verici bir durumdur.
Oysa insanın bir alem olduğu fikri ile yetişmiş, aldığı eğitimlerle kendini geliştirmiş, içinde yaşadığı topluma karşı sorumlulukları olduğunun farkına varan bir kişinin kendini müstağni sayması mümkün değildir.
Öğrendiği bilgilerle, ürettiği değerlerle, ortaya koyduğu müspet düşüncelerle ilgi odağı haline gelse de kerameti kendinden menkul görmeyen bir bakış açısı, kişiyi mütevazi bir kişiliğe büründürerek, yaptığı her eylemi, söylediği her sözü daha anlamlı ve güzel kılmaktadır.
Tercihini bu yönde yapan birey dünyanın neresine giderse gitsin, ne yaparsa yapsın, ilgi düzeyi ne kadar yüksek olursa olsun içindeki egonun ıslah edilmiş olması onu daha değerli kılacaktır. Öğrendikçe ne kadar az bildiğini bilecek, çalıştıkça daha çok çalışmak gerektiğini düşünecektir.
Varoluş nedenini bir ulvi gayeye bağlayıp hikmeti arayan bir anlayışın temsilci olarak yaşamın bir ibadet olduğu olgusu kişiyi sürekli geliştirmeye sevk edecektir. İki günün eşit olmaması prensibinden yola çıkan bir fikrin bir hareketin ve bu harekete mensup bireylerin inşa edeceği bir medeniyet tasavvurunun olması ise bireyi her zaman farklı kılmaya yetecektir.
Sonuçta hangi yaşta olursak olalım bireysel anlamda ya iyi ya da kötü olacağız. Ya üreten ya da tüketen olacağız. Ya emeğin ve alın terinin ya da haksızlığın ve sömürünün yanında duracağız. Hangi konumda olursak olalım ya dürüst olanları yanımıza alacağız veya onların yanında olacağız ya da aldatanlarla ve fırıldak çevirenlerle birlikte hareket edeceğiz. Finansal durumumuz ne olursa olsun ya güzelliklerin artması, adil paylaşımın çoğalması için infak edeceğiz ya da haksız kazancın ve kötülüğün yaygınlaşması için destek olacağız.
İçinde yaşadığımız toplumda bilgimiz, yeteneklerimiz, çevremiz, zenginliğimiz karşısında bize duyulan ilgi hiçbir zaman bizim insan olduğumuzu, nakıs yani noksan ve muhtaç bir varlık olduğumuzu unutturmamalıdır. Bize verilen her şeyin bir emanet olduğunun şuurunda olmalıyız. Övgüler hiçbir zaman bizi şımartmamalıdır. Yergiler hiçbir zaman bizi karamsarlığa sürüklemelidir.
Yaratılış amacına matuf bir yaşam, inşa ve ihya merkezli bir yaklaşım tarzı, bizi hem bu evren içindeki dünya da hem de öteki alem olarak tanımlanan ahiret hayatında değerli kılacaktır.
Dünya hayatı geçicidir ve sonludur. Kalıcı olan ve sonsuz olan ise ahiret hayatıdır. Ne mutlu tercihini doğru yapanlara.
Selam ve dua ile.







