
Kısalan Zorunlu Eğitim: Reform mu, Risk mi?
Son günlerde eğitim kamuoyu, “zorunlu eğitim süresinin kısaltılması” ihtimaliyle çalkalanıyor. 12 yıllık zorunlu eğitim sisteminin yeniden yapılandırılacağı, hatta lise eğitiminin iki kademeye ayrılacağı konuşuluyor. Kulislerde “2+2 modeli” adıyla anılan bu sistemde, ilk iki yıl genel lise eğitimi verilecek; sonraki süreçte öğrenciler akademik ya da mesleki yöne geçiş yapacak.
Kâğıt üzerinde kulağa mantıklı gelen bu modelin sahadaki karşılığını konuşmak gerek. Çünkü eğitim, sadece yıllarla ölçülmez. Her değişiklik; çocukların yönelimini, öğretmenlerin kadro durumunu, velilerin beklentisini ve ülkenin geleceğini etkiler.
Zorunlu eğitimin kısalması, erken yönlendirmeyi de beraberinde getiriyor. Henüz kendini tanımayan bir gencin 15 yaşında meslek seçmeye zorlanması, bireysel potansiyelin önüne geçebilir. Diğer yandan “herkesin aynı kalıba girmediği” bir sistem oluşturulursa, bu çeşitliliğe dayalı bir fırsat da doğabilir.
Ancak unutulmamalı: Eğitim sisteminde yapılan her değişikliğin kalıcı etkisini belirleyen şey, süre değil niteliktir. Eğitim süresini kısaltmak, öğrenme kalitesini artırmıyorsa, sadece zamanı kısaltmış oluruz. Gerçek reform, sürenin değil içeriğin iyileştirilmesidir.
Son söz: Eğitimde aceleci değişiklikler, kuşaklar arası kırılmalar yaratır. Süreyi değil, anlamı konuşalım.
✒ Eğitim Koçu Betül Mülayim







