Köşe Yazıları

Kelimelerin İnşa Ettiği Kültürel Bağ ve Türkçenin Gücü

Ne zaman biriyle hasbihal etmek istesem dilimin kelimelerini bırakırım kendimi, evvela isterim ki kelimelerim berhudar etsin karşımdaki kişiyi.

Harflerin bir araya gelerek oluşturduğu bu nacizane yapıların iletişime geçtiğimiz bireyin ruhunu bedayi bir şekilde okşaması mühim bir konudur.

Geçmişe yolculuk yapacağız, hadiselerin tevali ettiği hatta saatlerin birbirini kovaladığı, dakikaların saniyelerden kaçtığı lakin zamanın yine o tarihin eseri olduğu ana gideceğiz.

Kelamların babasının sözcüklere hükmettiği o ana!

Mazilere göz gezdirirsek eğer ilk Türk divanının yeryüzünde söz sahibi olduğu döneme bakmamız gerekir, Türklerin hamaset yaparak adımlarını attığı Anadolu topraklarının damarlarında keşfedilmeyi bekleyen o sözcüklerin doğuşu her Türk evladı için sâmi bir durumdur.

Bilhassa Anadolu’da egemenlik o bölgenin kalbi olmuş, velhasıl orada artık Türklerin sözü geçmeye başlamıştı.

Bu denli her an sözü geçen bir milletin dilini öğrenmek ve buna vesile olmanın vazifesini üstlenen Kaşgarlı Mahmut’un da gayesi bu idi. Zira bu kültürün derdini anlamak, gönüllerini fethetmek ve bir o kadar dostça yaşam sürmenin kapısını açmak için dillerini bilmek elimize verilen bir anahtardır.

Kaşgarlı Mahmut’un bu anahtarı bize verirken ki tutumunu divan-ı Lügati’t- Türk’ü  incelediğimizde görüyoruz. Öyle ki Türkçe biz Türklerin elinde olan mücella bir elmastır nihayetinde.

İnsan kelimelerinin gücü ile iletişime geçerken kendi sözcüklerine ne kadar fazla güvenirse o kadar sağlıklı ve sağlam ilişkilerin üzerine yaşam sürer. Sağlam ilişkileri olan insanlar birlikte ortak bir hedefi oluşturabilirler, eğer oluşturdukları ortak hedef toplumun yararına ise bu durum daha üst seviyelere ulaşır.

Görüyorum ki, sadece küçük bir kelime dahi yaşamımızda önemli bir yere sahip.

Doğru ya zamanında felsefeci Konfüçyüs’ta bu konunun üzerinden çok özel bir cümleyi kalplere kazımıştı. “Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız!”

Bu konuda Türkçe bize fazlasıyla avantaj sağlıyor çünkü Türkçenin ebedi devam edecek olan bir sihri var.

Örnek üzerinden ilerlemek daha doğru olur ki, stres kelimesinin Türkçe dilinde tam tamına yirmi ikiden fazla yerine gelebilecek anlamı vardır.

Zenginliğe de bir bakın!

İnsan hayret ediyor doğrusu. Ve bir o kadar gururlanıyor da, dilinin böyle harika bir güce sahip olmasından dolayı sürur içini kaplıyor adeta!

Hem şu an söylediğim bir kelime için değil, Türkçenin tüm kelamları için geçerli olan bir sihir bu.

Bu çeşitliliğin ruhumuza etki ettiğini ve beynimizi muhlis bir biçimde okşadığını söylemekte fayda var çünkü çeşitlilik, farklılık beyni harekete geçirir. Onu her daim canlı tutar.

Türkçe’nin insanı ayakta tutabilmek için verdiği gerekli enerjiyi doğru ve liyakatlı bir biçimde kullanmakta bize düşüyor tabi. Fani dünyada beşeriyyet için Türkçe’nin feyzinden ilerlemek zulmet bir mağarada ışığı asla sönmeyen bir meşale tutmakla eşdeğer bir tutumdur.

Gecenin ay ışığında kelimeler insanın ağzından çıktıktan sonra birer sitare gibi parlayacak hiç değilse kendi kültürünü daha iyi bütünleştirmek için yine sözcüklerden yararlanacaktı insanoğlu.

Bütün diyorum çünkü bir kültürü tamamlayan en önemli şey de aslında dil ve kelimelerdir.

O kültürün kendine has özelliklerinin başında gelir hem de! Evvela o ki, dil yoksa kelime yoktur kelime yoksa kültür yoktur.

Kültür dile yansırsa kendini o kadar kolay ifade edebilir bir birey.

Ne âlâ!

Türk kültürü akıbeti olmayan bir dile sahip ve bu da demek oluyor ki kültüründe devamı hep gelecektir. İzmihlali bile söz konusu olmayacak bir kültür için konuşuyoruz.

Kelamları sayesinde her an her dakika ve her saniye ayakta duracak o kültür için!

İşte tam burada Kaşgarlı Mahmut’un insanlık için bıraktığı o mirasın rüzgarı vuruyor yüzümüze.

Tam zamanında ortaya çıkartıyor bu eseri, Anadolu yeni bir kültür ile tanışırken türkçenin ne kadar da önemli bir dil olduğunu vurgulamak için kalemi eline alıyor Kaşgarlı Mahmut.

Gücünü ve kudretini Allah’tan alan yazarımız Divan-ı Lügatit Türk’ün ilk sayfasında bunu yazıya dökmeyi unutmuyor.

İlerleyen sayfalarda Kaşgarlı Mahmut’un Türkleri bir o kadar yücelttiğini ve yücelttiği bu kültüründe dilinin herkes tarafından bilinmesini istediğini ve birçok dil gibi öğrenilmesi gerektiğini düşünüyor.

Türk’ün kanında cevelân eden o şecatı önce bize tanıtıyor ardından yedi bin beş yüzden fazla kelimenin anlamını sunuyor Kaşgarlı Mahmud.

Bu eserimizde sadece sözlük ve Türk’ün özelliklerinin tanıtımları değil ayrıca yerine göre rivayet, destansı ve efsanevi bilgilerin dini bilgiler ile karıştırılarak yazıldığını söyleyebiliriz.

Bunların hepsi bedâheten olmamış, iki yılın ardından büyük bir ceht sonucu tamamlanmış bir eserden bahsediyoruz.

Bu eseri te’bid eden faktörlerin başında türkler yer alıyor, eğer bu yapıt mütebâki kalabilirse muazzam yolculuklar, ebedi devam edecek olan kültür dayanışması ve kavî bağlar bekliyor bizi.

Divanü lügati’t-Türk’ün Türkler için asıl önemi de budur aslında.

Semaya gözlerini dikmeli insan, nereden geldiğini hatta nereye gittiğini düşünmeli, sorgulamalı.

Kendi kendine münakaşaya bile girmeli bazen!

Sözcükler arasında bulmalı kendini.

Yöresinin töresinin sahibi olmalı, ya nühüfte bir biçimde ölüp gidecek ya da ekmel olan bu kültürüne ve diline mâlik olacaktı veyahut olmak için çaba gösterecekti.

Bunları ben değil, müellifimiz diyor. İnşa ettiği yapıtından anlıyoruz bunları.

Çünkü o Cümad-ed-ula ayının ilk günü, yani yazmaya başladığı vakitten itibaren ne için yazdıysa Türk’ün gücünü keşfetmesi için yazdı.

Kelimelerin kudretinin insanı oluşturduğunu bildiğinden tamamladı bu sözlüğü! Her gün züriyyet için azm ile yazdı kitabesini. Sonuçta bir kültürün, dilini yazıya döküyordu.

Kolay gibi gözüken ama bir o kadar da zahmetli bir işti sonuçta. Lakin o kuvvetini her saniye Rabbimiz’den ve Hz. Muhammed’den aldığını da eserinde belirtmişti.

Evet, bu denli sınırsız ve güçlü kaynaklara sahip olduğunu bilerek yazmak ona bu işte teselli de olmuştur velhasıl!

İşte şimdide asırlar geçmiş, bu yazıt hakkında fikirlerimi sunuyorum. Demek ki bana bile söz sahibi olma hakkını veren bu yazıt günümüze kadar itina ile korunmuş, içinde olan o çokça kelimeler biz Türk halkının diline oturmuş.

Kaşgarlı Mahmut’un insanlık için bir ilk olan ansiklopedisinin mübbeden gönlümüzde ve dilimizde hep kalmasını umut ediyorum.

Sonuçta kelimeler ruhun saflığını ortaya döker. Ne de güzel demiş Hz. Mevlana,  “Kelimelerini yükselt, sesini değil. Yağmurdur çiçekleri büyüten, gök gürültülüsü değil!”

Lügatınızın her daim bir insanın içinde büyüyen o nazlı çiçeğe yağmur olarak yağması dileği ile…

İlgili Makaleler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu