Köşe Yazıları

Gençliğin Gidişatı Üzerine Düşünceler

Bu haftaki köşe yazımın konusunu belirlerken her zamanki gibi kendi içime dönüp “Toplum olarak en çok neye ihtiyacımız var?” sorusunu sordum. Sonra bir de gençlerin gözünden bakmak istedim meseleye. Bu düşünceyle Sivas Bilişim teknolojileri MTAL Lisesi 10. Sınıf öğrencisi olan yeğenim Mehmet Emin’e danıştım:

“Bu hafta ne hakkında yazayım sence?” diye sordum.

Hiç düşünmeden, samimi bir ifadeyle şu cevabı verdi:

“Halacığım, gençliğin gidişatı hakkında yazabilirsin.”

İşte bu yazı, bir gencin içten gelen bu cümlesinden doğdu.

Mehmet Emin’in bu tavsiyesi, aslında hepimizin zaman zaman aklından geçirdiği ama yoğunluk içinde üzerine yeterince eğilmediği bir gerçeği hatırlattı bana: Gençliğimiz nereye gidiyor?

Günümüzde gençler, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı bir dünyanın içinde büyüyor. Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Bilgiye ulaşmak artık saniyeler sürüyor. Bir tuşla dünyanın öbür ucundaki bir insana ulaşabiliyorlar. Bu, elbette çok büyük bir imkân. Ancak her imkân, beraberinde bir sorumluluk da getiriyor.

Eskiden gençler sokakta oyun oynar, komşuluk ilişkileri içinde büyür, büyüklerinden hayatı dinleyerek öğrenirdi. Bugün ise çoğu genç, zamanının büyük bir bölümünü ekran karşısında geçiriyor. Sosyal medya, dijital oyunlar, sanal dünyalar… Hepsi gençlerin hayatında önemli bir yer tutuyor.

Burada asıl soru şu:

Gençler bu araçları kendilerini geliştirmek için mi kullanıyor, yoksa zamanlarını tüketmek için mi?

Bir eğitimci olarak şunu çok net görüyorum: Gençlerimiz çok zeki, çok yetenekli ve çok potansiyelli. Doğru yönlendiklerinde başaramayacakları hiçbir şey yok. Ancak aynı zamanda ciddi bir yön arayışı içindeler. Ne olmak istediklerini, hayatta neyi hedeflediklerini çoğu zaman bilmiyorlar.

Çünkü önlerinde sayısız seçenek var ve bu seçeneklerin hangisinin doğru olduğunu ayırt etmek her zaman kolay değil.

Bir yandan “Başarılı olmalısın” deniliyor,

Bir yandan “Mutlu olmalısın” deniliyor,

Bir yandan “Popüler olmalısın” mesajı veriliyor.

Bu kadar farklı beklenti arasında kalan gençler, zaman zaman yoruluyor, kaygılanıyor, hatta umutsuzluğa kapılabiliyor.

Ne yazık ki günümüzde bazı gençler için “kolay yoldan kazanmak”, “hızlı yükselmek” gibi kavramlar cazip hale gelmiş durumda. Emek vermeden başarıya ulaşma hayali, sosyal medyada sıkça gördükleri “parlak hayatlar” sayesinde daha da besleniyor.

Oysa hayat, fotoğraflardan ve kısa videolardan ibaret değil. Gerçek başarı; sabırla, alın teriyle, vazgeçmeden çalışarak kazanılır. Bunu gençlerimize anlatmak, belki de en önemli görevlerimizden biri.

Gençliğin gidişatını belirleyen en önemli unsurlardan biri de aile ve öğretmenlerdir. Bir çocuk, önce ailesinden hayatı öğrenir. Sonra öğretmenlerinden yol haritası çizer. Eğer bir genç; evinde sevildiğini, okulunda değer gördüğünü hissediyorsa, hayata daha güçlü tutunur.

Dinlenen, fikirleri önemsenen, hatalarına rağmen yargılanmayan gençler; özgüvenli bireyler olarak yetişir. Tam tersine sürekli eleştirilen, kıyaslanan, baskı altında tutulan gençler ise zamanla içine kapanır ya da yanlış yönlere savrulabilir.

Bu yüzden gençleri anlamaya çalışmak, onları sadece “yönlendirmek” değil, aynı zamanda “dinlemek” de çok kıymetlidir.

Mehmet Emin’in bana verdiği bu fikir, aslında gençlerin de bu konular üzerinde düşündüğünü gösteriyor. Onlar da kendi kuşaklarını sorguluyor, eksiklerini görüyor, daha iyi bir gelecek istiyorlar. Bu çok umut verici.

Demek ki gençliğimiz kaybolmuş değil.

Demek ki hâlâ düşünen, sorgulayan, umut eden gençlerimiz var.

Yeter ki biz büyükler olarak onların elinden tutmayı, yol göstermeyi, yanlarında durmayı bilelim.

Bugün ihtiyacımız olan gençlik;

Sadece teknolojiye hâkim değil,

Sadece sınavlarda başarılı değil,

Sadece diploma sahibi değil…

Aynı zamanda vicdanlı, ahlaklı, merhametli, sorumluluk sahibi, ülkesini seven ve insanlığa faydalı bireylerden oluşan bir gençliktir.

Bilgiyi kalple, başarıyı karakterle, gücü adaletle birleştiren bir gençlik…

Bu yazıyı, bana ilham veren sevgili yeğenim Mehmet Emin Mülayim’e teşekkür ederek bitirmek istiyorum. Onun “Gençliğin gidişatı hakkında yaz” demesi, aslında geleceğe dair duyduğu kaygının ve umudun bir göstergesidir.

Bizler de bu umudu büyütmekle yükümlüyüz.

Gençlerimize güvenelim.

Onları anlayalım.

Onlara yol açalım.

Çünkü yarınımız, bugünün gençlerinin ellerinde şekillenecek.

Saygılarımla,


Betül Mülayim Taşkıran

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu