
Gençler Arasında İntihar Düşünceleri Artıyor
Aile danışmanı olarak uzun yıllardır gençlerle birebir çalışıyor ve onların yaşamına tanıklık ediyorum. Son yıllarda, özellikle gençler arasında intihar düşüncelerinin arttığını görmek, hem bireysel hem de toplumsal bir alarm niteliğinde. Çoğu zaman bu sessiz çığlıklar fark edilmeden kayboluyor ve gençler kendilerini yalnız hissediyor.
Örneğin, danışmanlık yaptığım bir lise öğrencisi sürekli sınav kaygısı ve aile baskısı altında ezildiğini anlatıyordu. “Hiçbir şey yapamıyorum, her şeyi yanlış yapıyorum” diyordu. Ailesi onu motive etmeye çalışmış ama farkında olmadan baskıyı artırmıştı. Bu durum, pek çok gencin yaşadığı klasik bir döngüyü yansıtıyor: Sevgiyle yapılan müdahaleler bile yanlış anlaşılınca çaresizlik hissini besleyebiliyor.
Bir başka üniversite öğrencisi ise sosyal medyada sürekli başkalarıyla kendini kıyaslamaktan bunalıyor ve değersiz hissediyordu. Danışmanlık sürecinde onun sadece anlaşılmaya ihtiyacı olduğunu gördüm. Basit bir “Seni anlıyorum, yanındayım” cümlesi bile bazen bir çözümün ilk adımı olabiliyor. Başka bir genç, aile içinde duygularının önemsenmediğini söylüyor ve “Ne söylesem anlaşılmıyor” diyerek kendini yalnız hissediyordu. Burada kritik olan, ailelerin sabırlı ve yargılamayan bir iletişim kurabilmesi; düzenli ve empatik iletişim gençlerin güven duygusunu güçlendiriyor ve yalnızlık hissini azaltıyor.
Ekonomik belirsizlik ve iş bulma zorluğu yaşayan üniversite mezunu bir genç ise sürekli umutsuzluk hissiyle mücadele ediyordu. Küçük hedefler belirleyip adım adım ilerlemenin ve destek almanın önemini fark ederek süreçten umutla çıkabildi. Bu örnekler, gençlerin yaşadığı karamsarlığın farklı boyutlarını gözler önüne seriyor.
Gençler üzerindeki baskının kaynakları çok çeşitli. Akademik ve sosyal beklentiler, sosyal medyanın yarattığı kıyaslama kültürü, aile içi iletişim eksiklikleri, ekonomik kaygılar ve ruh sağlığı konusunda hâlâ var olan stigma, intihar düşüncelerini tetikleyen başlıca faktörler arasında yer alıyor.
Çözüm ise bütüncül bir yaklaşım gerektiriyor. Okul ve üniversitelerde psikolojik danışmanlık birimlerinin güçlendirilmesi, gençlerin ihtiyaç duyduklarında güvenle başvurabilecekleri alanlar yaratıyor. Ailelerin bilinçlendirilmesi, empati ve iletişim becerilerinin artırılması, gençlerin kendilerini ifade edebilmesine yardımcı oluyor. Sosyal medya ve dijital dünyanın bilinçli kullanımı, kıyaslama tuzağına düşmeyi önlüyor. Spor, sanat ve gönüllülük projeleri ise gençlerin kendilerini değerli hissetmesini ve toplumla bağ kurmalarını sağlıyor.
Son olarak, bazen küçük bir destek bile büyük fark yaratabiliyor. Basit bir “Seni anlıyorum” demek, gençlerin kendilerini yalnız hissetmesini önleyebiliyor. Empati, sabır ve sürekli destek, sessiz çığlıkları yaşam sevinçlerine dönüştürebilecek en güçlü araçlar.
Unutulmamalıdır ki, gençlerin umudu toplumun umududur. Onları yalnız bırakmamak hepimizin görevidir. Sessiz çığlıkları duymak, anlamak ve çözüm üretmek, sadece bir hayat kurtarmak değil, geleceğimizi korumaktır.







