
“Ekranların Gölgesinde Büyüyen Nesil: Çocuklarımızı Bekleyen Sessiz Tehlike”
Her nesil kendi imtihanını verir. Bizim çocuklarımızın imtihanı ise sokak köşelerinde değil, parklarda değil; küçük bir ekranın içinde, görünmez tuşların arasında saklı.
Bugünün çocukları, daha kalem tutmadan ekran kaydırmayı öğreniyor. Çoğu, oyun hamurundan önce tablet ekranına, bisikletten önce akıllı telefona dokunuyor. Onlar için hayat, gerçek oyunlardan çok dijital oyunlarda; gerçek dostluklardan çok sosyal medya bağlantılarında şekilleniyor.
Ama biz yetişkinler, farkında mıyız? Çocuklarımızın ruhlarını, zihinlerini ve hayallerini yavaş yavaş ekranlara terk ediyoruz.
Görünmez Bir Bağımlılık
Teknoloji bağımlılığı, sigara ya da madde bağımlılığı kadar sinsi ama çok daha sessiz. Çocuklar, saatlerce ekran karşısında vakit geçiriyor ama gözleri ışıldamıyor; bedenleri yorulmuyor ama ruhları tükeniyor. Kendi benliklerini, başkalarının “beğeni” ölçülerine göre kurmaya çalışıyorlar.
Bugün fark etmezsek, yarın çok geç olacak. Çünkü bağımlılık, zamanında önlem alınmazsa geri dönüşü en zor alışkanlıklardan biridir.
Ailelerin Büyük Sorumluluğu
Anne babalar, çocuklarının ruhsal sağlığını korumak için sınır koymak zorunda. Teknolojiyi tamamen yasaklamak imkânsız; üstelik faydalı tarafları da var. Ama sınırsız bırakmak, çocuğu dijital dünyanın karanlık koridorlarına savunmasız göndermek demektir.
Evde yemek masasında telefonları bırakmak, belli saatlerde ekran kullanımını sınırlamak, birlikte vakit geçirmeyi alışkanlık haline getirmek zorundayız. Çünkü çocuklara sadece sözle değil, davranışlarımızla da örnek oluyoruz. Biz elimizden telefonu düşürmezsek, onlardan bırakmalarını bekleyemeyiz.
Sessiz Tehlikeler
Ekranların ardında sadece oyunlar yok. Şiddet, siber zorbalık, sahte kimlikler ve uygunsuz içerikler de var. Henüz 8-9 yaşında bir çocuğun gözlerine bu görüntülerin düşmesi, masumiyetin sessiz çığlığıdır. Bir defa karşılaştığında, zihninden silinmesi çoğu zaman mümkün olmaz.
Çocuklarımız, en saf çağlarında; kendilerine ait olmayan hayatlara özeniyor, kendi kimliklerinden uzaklaşıyor. Bu da ileride özgüvensiz, yalnız, kimlik bunalımı yaşayan bireyler olarak karşımıza çıkıyor.
Gelecek Kapıda
Yakın gelecekte yapay zekâ, sanal gerçeklik ve dijital eğitim hayatımızın ayrılmaz parçası olacak. Çocuklarımız, bizim hayal bile edemediğimiz bir dünyada yaşayacak. Ama biz onlara “nasıl güvenli kalacaklarını” öğretmezsek, teknoloji özgürlük değil esaret getirecek.
Karar Bizim
Bugün önümüzde iki yol var:
Ya teknolojiyi bilinçli kullanmayı öğretip çocuklarımızı donatacağız, ya da onları ekranların esiri olarak kaybedeceğiz.
Unutmayalım: Teknoloji çocuklarımızı ya kanatlandıracak ya da zincirleyecek. Seçim bizim elimizde. Eğer şimdiden harekete geçmezsek, yarın çok geç olabilir.
Çocuklarımızın geleceğini “beğeni”lere, “takipçi sayılarına” ve sanal karakterlere teslim etmeyelim. Onlara gerçek hayatı, dostluğu, merhameti, sevgiyi öğretelim. Çünkü hiçbir ekran ışığı, bir çocuğun gözlerindeki gerçek ışığın yerini tutmaz.







