
“Çocuk Kitap Taşır, Defter Taşır, Kalem Taşır…
“Oyuncak Taşır Ama Bıçak Taşımaz”
Bir çocuğun çantasında ne olmalı?
Bir masal kitabı…
Bir defter…
Ucu biraz kemirilmiş bir kalem…
Belki sevdiği bir oyuncak araba, belki minik bir bebek…
Ama bıçak olmamalı.
Öfke olmamalı.
Karanlık düşünceler olmamalı.
Son zamanlarda ülke olarak hepimizin yüreğini yakan haberler okuyoruz. Yaşıtları tarafından dışlanan, itilip kakılan, aşağılanan çocuklar…
Ve bu zorbalığın kimi zaman geri dönüşü olmayan sonuçları. “Çocuk katil”, “çocuk suçu” gibi kelimeleri aynı cümlede görmek bile insanın içini ürpertiyor. Ama asıl soruyu sormak zorundayız:
Bir çocuk nasıl bu noktaya gelir?
Hiçbir çocuk kötü doğmaz.
Hiçbir çocuk eline silahı, bıçağı, şiddeti “oyun niyetine” almaz.
O çocuklar bir yerlerde yalnız bırakılmıştır.
Bir yerde duyulmamıştır.
Bir yerde görülmemiştir.
Akran zorbalığı tam da burada başlıyor. Alay edilerek, lakap takılarak, dışlanarak, görmezden gelinerek… “Çocuktur geçer” denilen her söz, aslında bir çocuğun ruhunda derin bir iz bırakır. Ve o izler zamanla öfkeye, patlamaya, karanlığa dönüşebilir.
Okullarda sadece matematik, Türkçe, fen öğretmiyoruz.
Öğretmek zorundayız ki:
Empati nedir
Sınır nedir
Hayır demek kadar, hayırı kabul etmek de nedir
Birinin canının ne kadar kıymetli olduğu nedir
Ama iş sadece okulla da bitmiyor.
Evde ne görüyor çocuk?
Ekranda ne izliyor?
Sosyal medyada hangi dili öğreniyor?
Şiddeti çözüm olarak kimden görüyor?
Bir çocuğun eline bıçak veren şey çoğu zaman başka bir çocuğun sözü, bir öğretmenin fark etmediği bir bakış, bir ebeveynin “abartıyorsun” demesidir.
Çocuklar korunmalı.
Sadece fiziksel olarak değil, ruhen de.
Rehberlik servisleri göstermelik olmamalı.
Akran zorbalığı şikâyetleri “çocuklar arasında olur” diye geçiştirilmemeli.
Her öğretmen, her veli şunu bilmeli:
Bir çocuğun sessizliği en yüksek çığlıktır.
Biz çocuklara kitap verelim.
Defter verelim.
Kalem verelim.
Hayal kurabilecekleri alanlar açalım.
Konuşabilecekleri güvenli ortamlar oluşturalım.
Oyuncak taşısınlar, umut taşısınlar, merak taşısınlar…
Ama öfke, bıçak ve intikam taşımasınlar.
Çünkü çocuk, çocuk gibi büyümek zorunda.
Çünkü çocukların yeri mahkeme salonları değil, oyun parklarıdır.
Ve çünkü bir toplum, çocuklarını koruyabildiği kadar güçlüdür.
Eğitim Koçu
Betül Mülayim Taşkıran







