Köşe Yazıları

İş Var, Huzur Yok: Mobbing Gerçeği

Günümüzde birçok insanın bir işi var; ancak huzuru yok. Sabah işe giden, görevlerini yerine getiren, mesaiyi tamamlayan milyonlarca çalışan için asıl yük, yapılan işten değil iş yerinde maruz kalınan psikolojik baskıdan kaynaklanıyor. Bu baskının adı ise net: mobbing.

Mobbing hâlâ yeterince ciddiye alınmıyor. Çoğu zaman “işin stresi”, “yönetim tarzı”, “her yerde olur” gibi ifadelerle geçiştiriliyor.

Oysa istatistikler, bunun sıradan bir durum olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Türkiye’de yapılan çeşitli araştırmalar, çalışanların yaklaşık %25–30’unun iş yaşamı boyunca en az bir kez mobbinge maruz kaldığını gösteriyor. Yani her dört çalışandan biri bu deneyimi yaşıyor.

Daha çarpıcı bir veri ise algı ile başvuru arasındaki farkta ortaya çıkıyor. Araştırmalara göre çalışanların %50’den fazlası iş yerinde psikolojik baskı olduğunu düşünüyor; ancak bunu resmi mercilere taşıyanların oranı %10’un altında kalıyor. Bu tablo, mobbingin nadir olmadığı hâlde konuşulamadığını, çoğu zaman sessizlikle örtüldüğünü gösteriyor.

Mobbing çoğu zaman yüksek sesle başlamaz. Görmezden gelme, sürekli eleştirme, emeği yok sayma, görev tanımını belirsizleştirme, dışlama, küçük düşürme ve başarıyı değersizleştirme gibi davranışlarla ilerler.

Süreklilik kazandığında kişi kendine olan güvenini kaybetmeye başlar. Araştırmalar, mobbinge maruz kalan çalışanların önemli bir bölümünde kaygı bozukluğu, uyku problemleri, dikkat dağınıklığı ve tükenmişlik sendromu görüldüğünü ortaya koyuyor.

Veriler, mobbingin çalışanların iş yaşamına dair kararlarını da ciddi biçimde etkilediğini gösteriyor. Çalışmalar, mobbinge maruz kalan her 10 çalışandan yaklaşık 6’sının işten ayrılmayı ciddi biçimde düşündüğünü ortaya koyuyor.

Bu durum sadece bireysel bir kayıp değil; kurumlar açısından da verim düşüşü, nitelikli iş gücü kaybı ve artan devamsızlık anlamına geliyor.

Risk grupları incelendiğinde ise tablo daha netleşiyor. Kadın çalışanların mobbinge maruz kalma oranı erkeklere kıyasla daha yüksek. Genç çalışanlar, güvencesiz pozisyonlarda çalışanlar, yoğun performans baskısı altındaki meslek grupları ve hiyerarşinin keskin olduğu kurumlar daha fazla risk taşıyor. Bu da mobbingin kişisel bir hassasiyet değil, yapısal bir sorun olduğunu gösteriyor.

Mobbingin etkisi iş yerinde sınırlı kalmıyor. Araştırmalar, iş yerinde psikolojik baskıya maruz kalan bireylerin bu durumu ev yaşamına taşıdığını ortaya koyuyor.

Ev içi huzursuzluk, sabırsızlık, iletişim sorunları ve duygusal kopukluk sık görülen sonuçlar arasında. Yani mobbing yalnızca çalışanı değil, ailesini ve sosyal çevresini de doğrudan etkiliyor.

Ekonomik belirsizliklerin arttığı dönemlerde bu sorun daha da derinleşiyor. İşini kaybetme korkusu, çalışanları susmaya itiyor. “İş var, şükret” anlayışı mobbingi görünmez kılıyor.

Ancak istatistikler gösteriyor ki; sürekli baskı altında çalışmak üretkenliği artırmıyor. Aksine, motivasyonu düşürüyor, iş kazalarını artırıyor ve uzun vadede hem bireye hem kuruma zarar veriyor.

Son yıllarda mobbingin önlenmesine yönelik hukuki ve idari adımlar atılmış olsa da, rakamlar sorunun hâlâ yaygın olduğunu gösteriyor. Çünkü mevzuat kadar önemli olan bir diğer unsur kurum kültürü.

Yöneticilerin tutumu, denetim mekanizmaları ve çalışanların yalnız bırakılmaması bu noktada belirleyici rol oynuyor.

Artık bazı gerçekleri açıkça kabul etmek gerekiyor:

Mobbing istisna değil, yaygın bir çalışma hayatı sorunudur.

Sessizlik, sorunu çözmez; derinleştirir.

Dayanmak bir erdem değil, zorunluluk hiç değildir.

İş var ama huzur yoksa, burada bireysel bir sorun değil; sistemsel bir problem vardır. İnsanlar yalnızca geçinmek için değil, insanca çalışmak için iş ister.

Mobbing gerçeğiyle yüzleşmeden sağlıklı, üretken ve sürdürülebilir bir çalışma hayatı kurmak mümkün değildir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu