
Eğitimde “Gölge Etkisi”
Eğitimde “Gölge Etkisi”: Ailelerin Endişelerinin Çocukların Başarısını Şekillendirdiği
Son yıllarda eğitimde sessiz ama çok güçlü bir değişim yaşanıyor.
Bu değişimin adı: Gölge Etkisi.
Gölge Etkisi, velilerin kendi kaygılarının, beklentilerinin ve korkularının farkında olmadan çocuklarının akademik ve sosyal gelişimini etkilemesi anlamına geliyor.
Yani çocuk okula tek başına gitmiyor;
annesinin kaygısıyla, babasının beklentisiyle, çevrenin baskısıyla birlikte gidiyor.
Ve bu görünmez gölge, bazen çocuğun önüne geçiyor, bazen arkasında ağırlık yapıyor, bazen de yönünü tamamen değiştiriyor.
Kaygılı nesil aslında kaygılı velilerin ürünü mü?
Son yıllarda öğretmenlerin ortak bir cümlesi var:
“Bugünün çocukları aşırı kaygılı.”
Sınavdan korkuyorlar, hata yapmaktan çekiniyorlar, kendilerini ifade etmekte zorlanıyorlar, yeni bir şey denemekten kaçınıyorlar.
Peki bu kaygı nereden geliyor?
Çoğu zaman fark ettirmeden…
Sürekli başarı baskısı yapan,
Çocuğunu başka çocuklarla kıyaslayan,
Küçük hatalarda büyük tepkiler veren,
“Aman yanlış yapma” diyen,
Mükemmelliği hedef gösteren veliler, istemeden çocuğun kendi özgüveninin önüne geçiyor.
Çocuğun zihni şu cümleye dönüşüyor:
“Ya yeterince iyi değilsem?”
Velinin gölgesi bazen başarıyı bile boğuyor
Birçok çocuk yüksek potansiyele sahipken baskının altında eziliyor.
Bazı çocuklarda ise tam tersi: Potansiyeli düşük diye etiketlenen çocuk, yıllarca kendi gölgesinde büyüyor.
Bu gölge üç şekilde ortaya çıkıyor:
- Koruma gölgesi
“Aman üzülmesin, aman zorlanmasın.”
Bu yaklaşım çocuğun dayanıklılığını azaltıyor.
- Mükemmeliyet gölgesi
“En iyisi olmalısın.”
Bu yaklaşım çocuğun motivasyonunu kırıyor.
- Kıyaslama gölgesi
“Komşunun çocuğu yapmış, sen neden yapamıyorsun?”
Bu yaklaşım çocuğun özgüvenini yok ediyor.
Çocuk kendi başarısını değil, ailesinin gölgesini taşıyor.
Öğretmenlerin üzerindeki başkalaşmış baskı
Eskiden öğretmen–veli ilişkisi daha dengeliydi.
Bugün ise velilerin kaygıları sınıflara taşınıyor.
Öğretmenler artık sadece ders anlatmıyor;
ailelerin endişelerini de yönetmek zorunda kalıyor.
“Çocuğum geri kalıyor mu?”
“Sınavda kaçıncı olacak?”
“Bu konuya daha fazla ağırlık verir misiniz?”
“Biz biraz tedirginiz…”
Bu sorular öğretmeni yalnızca yormuyor; sınıf yönetimini de zorlaştırıyor.
Çünkü her velinin gölgesi öğretmenin üzerine düşüyor.
Çocukların ihtiyacı gölge değil, rehberlik
Her çocuk kendi ışığıyla parlayabilir.
Ama ışığın üzerine fazla gölge düşerse çocuk kendi yolunu göremez.
Bu yüzden:
Ailelerin rolü ‘yöneten’ değil, ‘eşlik eden’ olmalı
Çocuk ne zaman düşer, nasıl kalkar, neyi sever, hangi yolu seçer…
Bunu ancak deneyimleyerek öğrenir.
Yanlış yapmasına izin verilmeli
Hata yapamayan çocuk, risk alamaz.
Risk alamayan çocuk, gelişemez.
Kıyaslama tamamen kaldırılmalı
Çocuk başkasıyla değil, kendi gelişimiyle yarışmalıdır.
Aile–öğretmen iletişimi dengeli olmalı
Kaygıyı öğretmene yüklemek değil; birlikte çözümlemek gerekir.
Eğitimin geleceğini belirleyen en görünmez gerçek: Çocuğun üzerindeki gölgenin rengi
Eğer gölge destekse, çocuk güçlenir.
Eğer gölge baskıysa, çocuk içe kapanır.
Eğer gölge mükemmeliyetse, çocuk tükenir.
Eğer gölge sevgi ve güvense, çocuk özgürleşir.
Bugünün eğitim sistemi ailelerin gölgeleriyle şekilleniyor.
Peki çocuk kendi gölgesini ne zaman görecek?
Kendi yolunu ne zaman çizecek?
Kendi başarısını ne zaman sahiplenebilecek?
Cevap çok net:
Aileler gölge olmaktan çıkıp ışık olduklarında.
Eğitim Koçu
Betül Mülayim Taşkıran







