Köşe Yazıları

Sessizleşen Kuşak: ‘Pasif dikkat’ Sorunu

Son yıllarda eğitimciler arasında yeni bir terim dolaşıyor: Pasif dikkat.
Yani çocuk aslında seni dinlemiyor ama “dinliyormuş” gibi görünüyor.

Bunun nedeni çok basit:
Sosyal medya uygulamaları çocukların dikkat süresini saniyelere indiriyor.
Bir videonun ilk 1–2 saniyesi ilgisini çekmezse, kaydırıp yenisine geçiyor.

Bu alışkanlık, sınıfa da taşınıyor.
Artık çocuklar uzun açıklamalara sabredemiyor, derinlemesine düşünemiyor, anlık tatmin veren bilgi kırıntılarına yöneliyor.

En önemlisi:
Sınıfta kimse ses çıkarmıyor ama çok az çocuk gerçekten öğreniyor.

Herkes konuşuyor, çocuk susuyor: Dijital gürültü

Eğitimciler uzun yıllardır “çocuklar çok konuşuyor” diye dert yanardı. Bugün durum tam tersi:
Çocuklar fiziksel dünyada sessiz ama dijital dünyada çok gürültülü.

Sınıfta konuşmayan öğrenci, TikTok’ta aktif.
Derste el kaldırmayan çocuk, Instagram’da fikir sahibi.
Öğretmeninden utanıp soru soramayan çocuk, oyunda tanımadığı insanlarla saatlerce sohbet edebiliyor.

Bu sessizlik yalnızca sosyal çekingenlik değil; aynı zamanda duygularını anlatamama, özgüven kaybı ve iletişim becerilerinin erimesi anlamına geliyor.

Birçok veli “çocuğum çok içine kapanık oldu” diyor ama sorunun kaynağını şu cümle özetliyor:
Çocuk artık kendini en güvende hissettiği yer olarak gerçek dünyayı değil, dijital dünyayı seçiyor.

Dijital yorgunluk çocukları duygusuzlaştırıyor

Gün içinde sürekli ekran ve içerik bombardımanına maruz kalan çocuklar, duygusal açıdan da tükenmiş hâle geliyor.
Bu duruma dijital yorgunluk sendromu deniyor.

Kendini şöyle gösteriyor:

Duyguları tanımlayamama

Çabuk sıkılma

Doyumsuzluk

Sürekli bir şey kaçırdığı hissi

Okulda hiçbir şeyden heyecan duymama

Artık birçok çocuk başarıyı bile hissetmiyor.
Sınavdan yüksek alsa mutlu olmuyor, düşük alsa üzülmüyor.
Çünkü gerçek duygular, sanal dünyanın suni heyecanlarıyla bastırılıyor.

Peki ne yapacağız? Çözüm çocukları teknolojiye düşman etmek değil

Dijital çağda büyüyen çocuklara teknolojiyi yasaklamak çözüm değil.
Onlara dijital zekâyı öğretmek zorundayız:

Nasıl güvenli kullanılır?

Nasıl ölçülü kullanılır?

Hangi içerik zararlıdır?

Doğru bilgi–yanlış bilgi nasıl ayırt edilir?

Dikkat süresi nasıl geliştirilir?

Ve en önemlisi…

Çocuğa gerçek hayatın da en az ekran kadar renkli, ilgi çekici ve öğretici olduğunu tekrar hatırlatmalıyız.

Öğretmenlere ve velilere düşen en kritik görev

Bugün bir çocuğun dikkati dağılıyorsa bu onun suçu değil;
dünyanın hızı çocukların kapasitesinden çok daha büyük.

Bu yüzden:

Derslerde çok uzun açıklamalar yerine kısa ve odaklı bilgi vermek

Çocukları aktif katılıma teşvik eden öğrenme yöntemleri kullanmak

Evde ekran sürelerini “yasaklayarak” değil “planlayarak” yönetmek

Çocuğa gerçek yaşam deneyimleri sunmak (spor, sanat, doğa, sohbet)

Duymayı, dinlemeyi, sabretmeyi öğretmek

Artık temel beceriler listesine “dikkat eğitimi” de eklenmek zorunda.

Bu sessizliği duymazsak, gelecek çok gürültülü olacak

Bugün sessizleşen çocuklar, yarın kendi duygularını yönetemeyen yetişkinlere dönüşecek.
Eğitim sistemimiz müfredatı değiştirebilir, teknoloji kullanımı artabilir, okullar dönüşebilir…
Ama çocukların zihni ekranların hızıyla yarışıyorsa, biz ne yaparsak yapalım öğrenme eksik kalır.

Gerçek eğitim, çocuğun gözünün içine bakarak sorulan bir
“Ne düşünüyorsun?” sorusuyla başlar.

Belki de bu neslin en çok ihtiyacı olan şey…
Kimsenin onları aceleye getirmediği bir dünya.

Eğitim Koçu
Betül Mülayim Taşkıran

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu