
OKUL TERKİ VE EĞİTİM SÜRECİNDEN KOPUŞ: SESSİZ KRİZ
Bir sınıfta bir sandalye boş kalır.
Kimse fark etmez belki, ama o boşluk sessiz bir hikâyedir: Eğitimden kopan bir çocuk.
Türkiye’de bu sessiz kriz büyüyor. Milli Eğitim verilerine göre okuldan erken ayrılan, kaydı yenilenmeyen ya da tamamen sistem dışında kalan öğrenci sayısı son yıllarda hızla arttı. 2024 verileri, 600 bini aşkın çocuğun zorunlu eğitim çağında olmasına rağmen okulda olmadığını gösteriyor.
Bu yalnızca bir sayı değil, geleceğin eksilen umududur.
Okul terkinin ardında ekonomik sıkıntılar, aile içi sorunlar, akademik yetersizlik hissi, ilgi kaybı gibi birçok neden var. Ama ortak bir sonuç var: çocuğun kendini sistemin dışında hissetmesi.
Eğitim, yalnızca bilgi aktarmak değildir. Aynı zamanda “ait hissettirme” sürecidir.
Bir öğrenci, sınıfta değer görmüyorsa, başarısız hissettiriliyorsa, okul ona bir yer değil bir yük gibi geliyorsa… o öğrenci artık zihnen o okulda değildir. Fiziksel ayrılık sadece bir zamandır.
Bu noktada eğitim koçluğu büyük bir fark yaratabilir.
Erken dönemde yapılan gözlemler, fark edilen sinyaller ve doğru yönlendirme, birçok öğrencinin sistemde kalmasını sağlayabilir. Çünkü bazen bir çocuk sadece “Biri beni fark etsin” demek ister. Koçluk, tam da bu fark edişin adıdır.
Veliler için de bu süreç kritik. Çocuğun okuldan soğuması, her zaman tembellik değildir; bazen ilgisiz bir müfredatın, bazen yanlış yönlendirilmiş beklentilerin sonucudur. Aile-öğrenci-okul üçgeninde iletişim zayıfladığında, çocuk kendine başka bir alan arar.
Bu tabloyu değiştirmek zor ama imkânsız değil.
Eğer sistem; her öğrenciyi bir istatistik değil, bir potansiyel olarak görmeyi başarırsa; eğer okullar “not veren” değil, “değer veren” kurumlara dönüşürse… o zaman o boş sandalyeler yeniden dolabilir.
Unutmayalım, her terk edilen okul bir umut kaybıdır, ama her geri dönen öğrenci bir ülkenin geleceğine yeniden yazılmış bir cümledir.
Biz eğitimciler, o cümleyi yeniden kurmakla yükümlüyüz.
Eğitim Koçu Betül Mülayim







