
Sivas’ta Unutulan Değerlerimizin ArdındanSivas, Anadolu’nun kalbi, tarihin en önemli duraklarından biri…
Binlerce yıllık geçmişiyle Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar sayısız hatıranın ev sahibi olmuş bu şehir, aslında bir kültür hazinesi. Fakat ne yazık ki günümüzün hızlı yaşamı, modern alışkanlıkları ve değişen değer yargıları karşısında Sivas’ın birçok güzelliği, ya tamamen unutuldu ya da unutulmaya yüz tuttu.
Bir zamanlar her evin duvarlarında yankılanan Sivas türkülerini düşünelim. Âşık Veysel’in yanık sesiyle hafızalara kazınan “Uzun ince bir yoldayım” yalnızca bir türkü değil, Sivaslıların yüzyıllardır süren hayat yolculuğunun da simgesiydi. Eskiden düğünlerde, bayramlarda, komşu buluşmalarında saz çalınır, türküler hep bir ağızdan söylenirdi. Bugünse çoğu genç, bu ezgileri ancak belgesellerde ya da özel günlerde dinliyor. Oysa türkü demek, bir milletin hafızası demektir; unuttukça köklerimizden biraz daha kopuyoruz.
Sivas’ın bir başka kaybolan hazinesi ise el sanatları. Bakırcılığın, demirciliğin, halıcılığın en güzel örneklerini bir zamanlar bu topraklarda görmek mümkündü. Usta ellerin çekiç sesleri sokaklara karışır, gençler çıraklık yaparak meslek öğrenirdi. Şimdi ise sanayi üretimi ve hazır eşyaların cazibesi yüzünden, bu kadim sanatlar neredeyse yok olma noktasına geldi. Oysa bir bakır ibrik, yalnızca su taşımaya yarayan bir eşya değil; sabırla, emekle, sanat ruhuyla yoğrulmuş bir kimliktir.
Yine unutulan bir başka değerimiz, komşuluk ve misafirperverlik kültürümüz. Eskiden Sivas’ta kapılar kilitlenmez, evler sofralarla dolardı. Çay kaynarken komşuya da seslenilir, birlikte muhabbet edilirdi. Şimdi ise apartmanlarda kapılar arası mesafeler büyüdü; selamların yerini sessizlik aldı. Bu sadece bir toplumsal alışkanlığın değil, aslında bizi biz yapan samimiyetin kaybolması demek.
Sivas’ın tarihî miraslarına da aynı ilgisizliği göstermek, geleceğe yapılacak en büyük haksızlıktır. Divriği Ulu Camii, yalnızca Sivas’ın değil, tüm insanlığın mirası olarak UNESCO listesinde yer alıyor. Ancak kaç Sivaslı bu eşsiz eseri gerçekten tanıyor? Yine Sivas Kongresi’nin yapıldığı bina, Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı kutsal bir mekân olmasına rağmen, çoğu zaman sıradan bir tarihî eser gibi görülüyor. Oysa orada alınan kararlar, bugün bağımsız bir ülke olarak var olmamızın teminatıdır.
Sivas’ta Âşıklık geleneği de bir başka kaybolan kültürel zenginlik. Köy köy dolaşan âşıklar, sazlarıyla halkın dertlerini dile getirir, sözleriyle öğütler verirdi. Artık köy odalarında sazın sesi pek duyulmuyor, gençler sosyal medyanın hızlı dünyasında bu derinliği göremiyor. Ama unutmamalıyız ki, sazın teline vurulan her nota, aslında bir milletin kalp atışıdır.
Tüm bunların kaybolmasının sebebi yalnızca zamanın akışı değil; aynı zamanda bizlerin sahip çıkmaması. Değerlerimizi korumak, yalnızca müzelerde sergilemekle olmaz. Türkülerimizi söylemeli, el sanatlarını desteklemeli, tarihî mekânlarımızı ziyaret etmeli, gençlere bu mirası aktarmalıyız. Çünkü geçmişi yaşatmayan bir toplumun, geleceğe söyleyecek sözü de olmaz.
Bugün Sivas sokaklarında yürürken, bazen bir türkü mırıldanan yaşlı birini, bazen bakır işleyen son ustalardan birini görebilirsiniz. Onlar aslında bize sessizce şunu hatırlatıyor: “Unutma, bu toprakların sana bıraktığı bir miras var.” Eğer biz bu mirası unutur, önemsemezsek, yarın çocuklarımıza bırakacak ne bir türkü, ne bir sanat, ne de bir kimlik kalır.
İşte bu yüzden Sivas’ın unutulan değerlerine sahip çıkmak, sadece nostalji değil; aynı zamanda gelecek kuşaklara olan borcumuzdur. Çünkü unuttukça eksiliyoruz, hatırladıkça çoğalıyoruz.







