
İNANÇ VE İDEALLERİN YAŞAM SÜRECİNDEKİ DÖNÜŞÜMÜ
Orta segmentte aracılı ile yorgun bir şekilde yolda ilerlerken önünde devam eden bir kamyonun arkasında “niçin varsan onun için yaşarsın” yazısı gözüne ilişti. Bu cümle bir kamyonun arka kasasına niçin yazılmış olabilir diye düşünmeye başladı. Bir kara sevdanın dışa vurumu olabilir belki dedi. Sevdiği için yaşamaya ant içmiş bir kamyon şoförünün dünya âlem bilsin aşkımı dercesine bir meydan okuyuş şekli de olabilir diye düşündü. Belki de sözlü olarak ifade edemeyeceği kişilere veya makamlara karşı bir gönderme yapıyordur diye yorumladı. Ya da bir idealin slogana dönüşmüş şekli, ya da felsefi açıdan varoluşsal bir gerçekliği anlatmak için ortaya konulmuş bir varsayım da olabilir diye geçirdi içinden.
Bir dış ses olarak giriş yaptığım yazının gidişatını bu şekilde, belkiler ve yadalar üzerinden uzatmak mümkün ama bu yöntem ile bu yazı nereye gider onu şimdiden tahmin etmek çok zor. Onun için, niçin varsan onun için yaşarsın cümlesini bir kenara bırakmadan yazanında hangi amaçla yazdığına dair dış ses olarak daha fazla yorum yapmadan kendi perspektifimden yazımı farklı bir yöne kaydırarak bir analiz formatında devam etmenin daha isabetli olacağını düşünüyorum. Bunu yaparken de yine kamyon kasasının arkasında yazan o cümle ile ilişkilendirerek, inanç ve ideallerin yaşam sürecindeki dönüşümü üzerinden dış sesin bakışı ile yazımı sonlandırmak istiyorum.
İnsanın idealleri ve hayalleri uğruna yapacağı fedakarlıkların sınırı olmadığını söylerler. Yeter ki insan inansın, hayal kursun ve ona ulaşmak için hazırlık yapsın. Yola çıkmak için adım atsın. İşte o zaman yolun cefası sefaya dönüşürmüş. Yolun engelleri birer birer kalkarmış. İnsanın sınırlarını zorlayan bir fedakârlık öyküsü yazılırmış yolun sonunda. Bu öykü kimilerine nasip olurken kimilerine de nasip olmazmış.
İnsan kendi var olma serüvenini anlamlandıran şeyin inançları ve değerleri olduğunu yaşadıkça daha iyi anlamaya başlıyor zaman içinde. Bu serüveni süreç içinde kurguya dönüştürmek kolay olmuyor. Bunun için birçok veriye ihtiyaç duyuyor. Elde edilen verilerin depolanması ve işlenmesi sonucunda edit edilmesi ile birlikte bir belgesele dönüşen kurgu kendi bütünlüğü ile izleyicisini daha somut olarak etkileyebiliyor. Nihayetinde analitik bir değerlendirme ile birlikte hem bütünü hem de parçayı görebiliyor, anlatabiliyor ve etkileşimi daha fazla sağlayabiliyor
İnancı ve idealleri uğruna fedakârlık yapabilecek bir düzleme erişen kişilerin yaşadıkları zaman dilimi içinde, evrildikleri düşünce dünyası ve bu dünyanın yansımaları tüm sosyal ilişkileri de farklılaştıyor. Üç yüz altmış derece bir dönüşle gerçekleşen bir değişimi önceki yaşamından ayırarak yeni bir yaşam biçimine dönüştürmesi hem çevresinde hem de kendi iç dünyasında paradoksal bir durum oluştursa da bu değişiklik göze ve kulağa daha sevimli gelmeye başlıyor. Bu yaşam biçiminin kendi bedenimize, duygularımıza ve ruhumuza uyum sağlaması konusundaki tereddütlerle birlikte ortaya çıkan durum farklı bir mecraya sürüklüyor. İnanç ve ideallerin modernite ile çatışması, sahiplenme ve fedakârlığı dünyevi bir beklentinin ötesine taşımıyor.
İnanç ve ideallerinin hayaline ulaşma ve onu yaşama dönüştürme düşüncesine sahip bireyin bir tercihe zorlanması ile birlikte kapitalin daha cazip hale gelmesi sonucunda pusula yön değiştirebiliyor. Pusula şaşınca uğruna adanan ve yaşanan tüm hayatın devamı kişiyi farklı bir boyutta ilerlemeye zorluyor. Yenilenen ve modifiye edilen idealler, uğruna verilen mücadeleler bir çırpıda formatlanıyor. Ya bir nostaljiye ya da bir pişmanlığa dönüşüyor. Ya da zemine ve şartlara göre değişen bukalemun tipinde insan figürleri ortaya çıkartıyor.
Artık tercih edilenin, beğenilenin, alkışlananın, moda olanın bu olduğunu görünce kendini bu konuma göre konumlandırarak doğru olanın bu olduğuna inanıyor. Artık varlık nedeni olarak gördüğü ve idealleştirdiği bir yaşamdan sıyrılarak yeni inandığı değerler üzerinden bir yaşam kurguluyor. Müthiş bir değişim yaptığını ballandıra ballandıra anlatmaya başlıyor. Dönüşmenin kendine kattığı finansal, makamsal ve kariyer gücünün kalıcı olacağını düşünüyor. Gelişmenin kendi içinde ve çevresinde nasıl bir konfor alanı oluşturduğunu göstererek şımarıyor. Geçici olana aldandığının farkında olmadan yeni bir hayat tarzını doğal olmayan yollardan benimsiyor.
Nihayetinde inandığı gibi yaşamayan insan yaşadığı gibi inanmaya başlıyor. Kendi yaşamını şekillendiren normları bir kenara atarak yeni yaşam normları üzerinden kendine yeni çevre oluşturuyor. Daha nefsani, daha dünyevi, daha haz ağırlıklı, riski olmayan, tamamen menfaate dayalı kurulan bir ağ ile yeni insanları hayatına katarak anormal bir durum yokmuşçasına yaşamına devam ediyor.
Sonuç olarak varlık nedenimizi doğru tanımlamadan kimin için yaşayacağımıza da doğru karar veremeyiz. Bu yüzden niçin varsan onun için yaşarsın sözünü belirli aralıklarla yeniden okumamız gerekiyor. Bu sözün zihnimizde uyandırdığı çağrışımlarla beraber an itibarıyla yaşantımızdaki yansımalarını yeniden sorgulamamız gerekiyor. Aksi halde “bu gidiş nereye” sözünün muhatabı olduğumuzda elimizde olan materyaller kurtuluşumuz için yeterli olmayacaktır.
Bu sefer son model aracı ile özel şoförünün kontrolünde otoban yolda ilerlerken önlerinde seyir halinde giden kamyon kasasının arkasında gördüğü “niçin varsan onun için yaşarsın” yazısına gözü takıldı. Bu sefer gördüğü yazıyı farklı bir gözle okumaya başladı. Varlık nedenini yeniden anlamlandırması gerektiğini düşündü. Hafif bir tebessümle ve alaycı bir ifade ile özel şoförünün önlerindeki kamyonu hemen sollamasını söyledi. Çünkü varlık nedeni çoktan değişmişti. Artık derinlemesine düşünmesine, kafa yormasına, felsefi açıdan yorumlarda bulunmasına, empati yapmasına gerek kalmamıştı. Yeni inandığı şeyler için yaşamaya çoktan başlamıştı.
Selam ve dua ile.







