Köşe Yazıları

Fail Tanıdık (Kayıp ve İstismar Vakaları)

Kayıp olan da, istismara uğrayan da çocuk.

Ama mesele çoğu zaman çocuğun başına ne geldiği değil, kimin yaptığıyla yüzleşip yüzleşemediğimiz oluyor.

Türkiye’de resmî kayıtlara göre 2008–2016 yılları arasında 104 bini aşkın çocuk için kayıp başvurusu yapıldı. Bu, günde ortalama 30’dan fazla çocuk demek. 2016’dan sonra ise kayıp çocuklara ilişkin düzenli ve ayrıntılı resmî veriler kamuoyuyla paylaşılmadı.

Bugün 2026’dayız; ancak kaç çocuğun kaybolduğunu, kaçı bulunduğunu, kaçı hâlâ kayıp bilmiyoruz. Verinin kesildiği yerde sorun da görünmezleşiyor.

Kayıp çocuk dosyalarına bakıldığında çocukların büyük bölümünün en son tanıdık bir çevrede görüldüğü biliniyor: ev, okul, mahalle. Bu vakalar çoğu zaman “kaçtı” denilerek basitleştiriliyor.

Oysa çocuk söz konusu olduğunda kaçmakla kaybolmak arasındaki çizgi her zaman net değil. Özellikle güven ilişkileri devredeyse.

Kaçırılma vakaları da toplumun hayal ettiği gibi çoğunlukla ani ve yabancı saldırılar şeklinde gerçekleşmiyor. Pek çok olayda süreç yavaş ilerliyor. Çocuk ikna ediliyor, yönlendiriliyor, güven bağı kuruluyor. Failin tanıdık olması bu süreci hem kolaylaştırıyor hem de fark edilmesini geciktiriyor.

İstismar vakalarında tablo daha da çarpıcı. Güvenlik birimlerine yansıyan verilere göre her yıl yüz binlerce çocuk suç mağduru olarak kaydediliyor ve bu vakaların önemli bir kısmı cinsel suçlar kapsamında yer alıyor.

Ulusal ve uluslararası çalışmalar, bu vakaların büyük bölümünde failin çocuğun tanıdığı biri olduğunu ortaya koyuyor. Aile içi ya da yakın çevre ilişkileri, istismarın uzun süre gizli kalmasının en temel nedenlerinden biri.

Çocuklar çoğu zaman yaşadıklarını hemen anlatmıyor. Araştırmalar, istismara uğrayan çocukların önemli bir kısmının bunu yıllar sonra dile getirebildiğini gösteriyor. Korku, utanç, suçluluk ve inanılmama kaygısı suskunluğu derinleştiriyor. Fail tanıdıksa, sessizlik daha da kalıcı oluyor.

Ailelerle yapılan görüşmelerde sık duyulan cümle tanıdık: “Bizim başımıza gelmez.”

Oysa tam da bu düşünce, en büyük risk alanını yaratıyor. Tehlikeyi yalnızca dışarıda aramak, içeride olanı görünmez kılıyor. Güven sorgulanmadığında denetim de ortadan kalkıyor.

Bir aile ve evlilik danışmanı olarak altını çizmek gerekir: Çocuklar kaybolmadan ya da istismara uğramadan önce çoğu zaman sinyal verir.

Davranış değişiklikleri, içe kapanma, ani öfke, uyku sorunları, bedensel şikâyetler tesadüf değildir. Ama çoğu zaman “geçici bir dönem” denilerek ertelenir.

Bu yazı suçlu ilan etmek için değil, gerçekle yüzleşmek için yazıldı. Veriler şunu söylüyor: Çocukları korumak için önce şu yanılgıdan vazgeçmek gerekiyor. Tehlike her zaman yabancıdan gelmez. En büyük risk, sorgulanmayan güven ilişkilerinde saklıdır.

Fail çoğu zaman uzakta değil.

Fail tanıdık.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu